I AM SORRY I LOVE YOU

 I’M SORRY, I LOVE YOU

‘Hikaye izleyiciyi o kadar içine çekiyor ki boğazınıza bir yumru oturup gitmek bilmiyor, sıkıntı basıyor, kendinizi iç çekerken, oflarken yakalıyorsunuz. ‘  Bu cümle, diziyi anlatan bir blogdan alıntıdır, adresi ne yazıkki unutulmuştur. Tek bir cümle ile bir dizi daha iyi anlatamazdı sanırım. Gezerken tozerken, nerden denk geldi bilemiyorum dizinin tanıtımlarını, hakkında yazılanları inceledim. Çoğunlukla çok iyi bir dizi olduğundan ve izlenmemesinin bir kayıp olduğundan bahsediyorlardı. Ben de durmadım, izledim. 🙂

Kötü bir hafta geçirmiştim. Oldukça yoğun ve yorucu. Ben, bazı rutinlerim vardır, onları yapmadan evi terk etmem. Ehliyet kursuna yazıldım aile baskısıyla. Akşamları işten sonra gidiyorum. Kurstan çıktım, aç bilaç, evin yolunu tuttum. Bir yandan da ‘Yemesem ya saat 9 oldu!’ gibi gereksiz cümleler geçiyor içimden, bilincimin ‘Buzlukta mantı var, onu pişir.’ ve benzeri fikirlerini bastırmaya çalışıyorum. Yutkunuyorum. Elim boş kalmasın dedim, anahtarımla oynayayım, kafam dağılsın. Çantada küçük bir tur ve hazin gerçek: anahtar yok!! Gece gece kaldın mı dışarda hanımefendi? Kendi kendime söyleniyorum 🙂 Eve gitmeye ve kapıya yüzsüzce etiketini yapıştıran çilingiri tekrar çağırmaya karar verdim. Yol boyu söylendim. Çelik kapımın önüne geldim, umutsuzca kafamı bir kaldırdım, işte anahtar orda, delikte asılı. Bakır Mevlanam sallanıyo kapımın üstünde! Çok unutkanımdır aslında ama anahtar, cüzdan ve telefon almadan asla ayrılmam evden. En az iki kere kontrol ederim. Ben o hatayı nasıl yaptım, hala inanamıyorum. Çok yoğun ve yorucu bir haftaydı dedim ya, üstüme gelme işte! Haftasonunda iyice dinlenmeli dedim kendi kendime. Gerçekten de öyle yaptım. Pazar günü bu diziyi izlemeye başladım. Hakkında düşüncelerim çok karışık. Fena karışık. SPOİLER olmasın diye konuya değinmiyorum. Okuduğum bir blogta sonunu tahmin edemezsiniz yazmıştı, ben de izlerken defalarca fikir değiştirdim. Adam ölür, adam ölmez, Yune ölür, yok yok ölmez o kurtulur. Kız inithar eder kesin, belki hamile kalır? gibi ve türevleri. Sonunu bilmiyorum henüz. Bakalım…

Öncelikle, dizinin ne kadar güzel, oyuncuların ne kadar iyi olduğundan bahsetmeden önce, o renkli uzun kazaktan bende istiyorum. İS-Tİ-YO-RUM! Böyle kapris yapan kadınlardan olmadım ama şimdi olma vaktidir. Şimdi kapris vaktidir. O KAZAKTAN İSTİYORUM!!!!

Kaprisleri geçiyoruz, değerlendirmeye geliyoruz 🙂 Zira saat geç oluyor. Yatma vakti, rüya da diziyi görme vakti acuşşi 🙂 Artık yanlış yazdıysam affola. Dizi ilginç bir dizi. Komedi severim ben, dramlardan haz etmem pek. Hatta dram, uzun hava, trajedi felan gibi odağına acı koyan eserlere ağlak derim. Hiç, hiç hoşlanmam. Herkes, az ya da çok bazı acılardan müzdarip. Bende dahil olmak üzere. Birde kitapta, filmde, müzikte kendimi daha da üzemem yani! Düşünce yapım buydu. Hala bu. Ama bu bir istisnadır. Öyle biline. I AM SORRY I LOVE YOU garip bir drama, garip bir ağlak dizi. Komedi çıkacağını umut etmiştim. Belki 3 bölüm bekledim ha geldi komedi ha gelecek. Bıraktım sonra bu umudu. Kabullendim diziyi, işte orda derin bir macera başladı. 2004 yılında çekilmiş olmasına rağmen nasıl farketmedik ya?

Kabullenişi yaşadıktan sonra olmadık yerlerde gerçekten yüksek sesle gülebildiğimi farkettim. Klasik bir Levent Kırca geyiği var ya, hem güldürüp hem düşündüren. Bu cümleye, adı geçen diziyi tanımlamak için çok şey eklemek lazım. 🙂

Yazıya ara verdim, iki bölüm daha izledim. Dağılmış durumdayım! Toparlan kızım, toparlan. Evet, ığım, öğüm, göz yaşlarını akıtma, daralan boğazını rahatlat, kendine gel, zihni aç…  Gelelim sevdiğim bölümlere-kazak hariç 😀  Asya dizilerinde bulunan farklı çift dinamiğini seviyorum sanırım. Adamların öle sert duruşlarına, her an birine tekme tokat girecekmiş, kareteylen, uçan tekmeylen ağız burun kıracakmış gibi görünmelerine ve aynı anda sevdiklerinin elinde ki bir çizik için üzülmelerine bitiyorum. Birde sırtta taşımaya. Çok asya dizisi izlemedim ama hepsinde var bu sahne, muhakkak. Tam yeridir, alıntı yapmassam bu gece rahat uyuyamam: ‘Keşke seni tüm gece sırtımda taşısam Benimle gelmek istermisin? … Seni sırtımda taşırken ölsem keşke…’

Dizi ile ilgili yazılanlarda çoğu, sevgili sapığımızın annesine düşüncelerinde söylediği ‘benim için ağlama anne. Benim için kan ağlayacaksın. ‘ benzeri cümleyi alıntılamış. Gece gece okadar derin konulara giremeyeceğim, o kadar ağır cümleler zikredmeyeceğim. Yan etkileri var, sabaha çok baş ağrıtıyor! Akılda kalanlar, hayal gördüğüne kendisini inandırmaya çalışmasıydı, anneye söylenen içler acısı sözlerdi, ‘benimle oynar mısın?’ dı ve ‘Bana da Yune’ya sarıldığın gibi sarılır mısın?’ dı. Ve daha niceleri… Kimbap şarkısına ve dansına bittim, abla kız kardeş yorgan altında fısıldaşırken diğerinin gürültüden yataktan düşmesine çok güldüm, ilk öpücğün ardından büyüteçle incelenen dudaklar 🙂 Söyleyecek laf bulamıyorum. 😀  Dediğim gibi dizinin değinilmesi gereken çok bölümü var. Hepsine değinemem, imkanı yok.

Olurda, bu yazıyı okuyan zat-ı şahane, bu diziyi izlemediysen, ETME, I AM SORRY I LOVE YOU’suz bir hayat geçirmeye meylediyorsun, etme! Yanına bir top tuvalet kağıdı al, otur izle. Ben çabuk ağladığım için sanırım, bunlardan kaçınıyorum. Hoş çok ağlamadım bu dizide ama gel de bana sor, gelişmemiş adem elmama, sızlayan boğazıma, göz pınarlarıma sor. Zordu, çok zordu.

Dizinin son bölümünü izlemedim. İzleyebilirim, bu uykusuzluğa dayanabilirim. İlk defa, izleyebileceğim halde yarına bırakıyorum bir diziyi. Bir gece daha düşüncelerimi zapetsin diye. Bu kadar çabuk bitmesin diye. Oyuncuların adını öğrenmek istemiyorum, başka dizilerini, filmlerini bilmek istemiyorum. Onlar Bay sapık ve Taş Kafa olarak öle, ilelebet kalsınlar istiyorum. Siz öle kalın emi.

Son kullanma tarihim geçti bu günlük o nedenle son konuya geliyorum. Bu adamı sevdim. Adam olarak değil oyuncu olarak. Dizide çokça bulduğu taşa yaslanmakta, taşa yaslanmadığı zamanlarda bağırmakta. Yüklü yüklü replikleri yok. Uzun uzun, sıkıcı cümleleri, iç bunaltan melodramları yok. Buna rağmen sinirini şakaklarımda, üzüntüsünü burnumun ucunda hissedebildim. Oyunculuk budur. Az konuşarak bile vermektir. Yapaylıktan çok uzak, yalın, sade, vanilyalı dondurma gibi…  Tebrikler, tebrikler, tebrikler. Son lafım olsun diye kara verdim, aklıma başka şey geldi. 🙂 Hep böyle olur; arkadaşlardan ayrıldıktan 2 dakika sonra aklıma olmadık şeyler gelir, 15 dakika da telefonda konuşurum 🙂  Neyse, aklıma gelen Güney Kore dizilerinin yan etkileriydi. Bunu da yazmak gere, içimizden atmak gerek. ‘Yazmasam çıldıracaktım.’ durumuna düşmemek gerek. Artık rüyaya yatmak gerek.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s