HEAVENLY FOREST-HEAVEN’S POSTMAN

HEAVENLY FOREST-HEAVEN’S POSTMAN – CENNET TEMALI İKİ FİLM BİRDEN

“Cennet gibi.”, “Gizli cennet.” , “Cennetimsi.”  Bir şeyleri hep cennete benzetiyoruz, cenneti görmek istiyoruz, gördüğümüze, ucundan  azıcık tadına baktığımıza inanıyoruz. Her ikisi de yazmak istediğim birer film iken, cennet teması nedeni ile tek postta birleştiler.  Ayrı ayrı yazacak takatim de yok. Öyleyse neden olmasın? 🙂

HEAVENLY FOREST ile başlamak istiyorum. 2006 yılı Japon yapımı bir film olup, çok da akılda kalan bir film değil. Benim aklımda kalmadı şahsen. Bir filmden, hayatının farklı evrelerinde olan farklı insanların, farklı tatlar alabildiğini biliyorum ama ben pek bir tad alamadım. Film, hani ne tatlı ne tuzlu olan saçma yiyecekler olur ya, tadından hoşlanmazsın ama yemeği de bırakamazsın, işte tam öyle . Gene de akılda kalan ufak tefek, saniyelik bölümleri var. O kadar da hakkını yemeyelim. Ne de olsa uzun, upuzun bir film. 🙂  Konudan başlıyorum. Bu asyalılar dramı pek çok seviyor ve insanın içini acıtabilecek kadar dokunaklı işliyorlar. Karşımızda gene  bir dram. 🙂 Olaylar çok güzel bir ormanda patlak vermekte ve kısa süren bir dişi hayatın  ilk ve tek öpücüğü bu ormanda vuku bulmakta. Sanırım Cennetimsi Orman ismi filme yakışmış. 🙂

Üniversite kampüsünde bir aşk filizleniyor. Karakterler hala saf ve biraz şaşkın. Kızımız özellikle oldukça şaşkın, çok ama çok çocuksu, oldukça da salaş. Garip garip kıyafetler giyiyor, dudaklarını devamlı büzülü tutuyor. Çocuksu demiştim değil mi? 🙂 Artık salaş kıza aşık olan adam çok klasikleşmedi mi? Yani yater, biliyoruz o salaş giyinen, şaşkın şaşkın dolaşan kızın bir hatun kişiye dönüşecek, esas adam da onu sevmeye başlayacak. E, yeter. Burda da çok farklı bir durum yok. Adam, çocuksu kızımızla arkadaş sadece, aslında üniversitenin en güzel kızını seviyor. Yavaş yavaş diğerine aşık olduğunu farketmiyor.  Bu arada kızımız da hasta tabi ki. Yoksa adam nasıl pişman olacak değil mi? Adam kızımıza fotoğraf çekmeyi öğretiyor. Kız en başından beri adama aşık ve ulu orta söyleyebiliyor. ‘Büyüyeceğim ve çok sexy olacağım. O zaman pişman olacaksın.’ diyor. Birazcıkta yüzsüz anlayacağınız. 🙂 Kız okulu bırakıp fotoğrafçı oluyor ve ülke dışına gidiyor.

Adam kıza iyice aşık oluyor ve buluşmak üzere sözleşiyorlar. Kız hastaydı ya, bu arada ölüyor işte. Adam pek üzülüyor, aman pek ağlıyor. Ağlayan erkek etkileyicidir ya, bu fırsat kaçmaz diyerek adamı pek çok ağlatmışlar. Şaşırtıcı ve dikkat çekici 2 nokta var: 1) Görseller çok ama çok güzel. Ormanlar, gökyüzü, ağaçlıklar pek güzel kullanılmış. 2) Kızın kendini çektiği bu fotoğraf. Filmde bu sahneyi gördüğümde büyütüp dakikalarca bakmıştım. Çok basit bir fotoğraf aslında ama çok derin aynı zamanda. Fotoğrafta ismini koyamadığım bir şey var. Söylenmemiş şeyleri söylemeye çalışıyor gibi. Kendimi böyle çekip salonumun en orta yerine fotoğrafımı asmak istedim. 🙂 Film bukadar. Çok özelliği yok.

POSTMAN TO HEAVEN-HEAVEN’S POSTMAN ise bambaşka bir hikaye. İzlediğim ilk Güney Kore filmlerinden olup, akılda kalanlar listesine yerleşebilecek kadar güçlü görselleri olan bir film. Fan art’ı bile var. 🙂 Yeşil ve kırmızının farklı bir çekiciliği var. Yemeklerde, yılbaşı temasında hatta bitkilerde bile göze güzel gözüküyor. İşte bu filmde yaklaşık yarım metre uzunluğunda ki yemyeşil otların ortasına kıpkırmızı birposta kutusu koymuş.

Birde mektupları cennete taşıyan postacımız var, kapıyı çalmayan taifesinden. Bu postacıyı, kaybettiği birilerinin ardından acı çeken kişiler görebiliyor sadece. Postacıda aslen komada olan ve cennete bu şekilde hizmet ederek hayata dönecek olan bir adam. Postacı ile mektup sahibi birbirlerini, kızın ölen sevgilisine yazdığı nefret dolu mektupları sayesinde tanıyıp, mektup atan kişilere yardım etmeye başlıyorlar. Kızın yaşadığı acılar azaldıkça postacıyı görmesi azalıyor. Çift birbirini sevmeye başladığında artık ilişkiler son bulmuş oluyor.

 

Adam artık komadan çıkmış fakat postacıyken yaptıklarını hiç hatırlamıyor. Çift bir bankada yada postanede, hatırlayamadım, karşılaşıyorlar. Kız adama bir sarılıyor ki, içimde hissettim. 🙂 Çiftin bundan sonra ki maceralarından bihaberiz. 🙂 Filmizn her sahnesi güzeldi, çayırlar, sessiz deniz fenerleri, geniş, çok geniş kafeler. Yan karakterler güçlü olmasa da ilginç konu ve muhteşem manzaralar filmin izlenmesi için yeterli. Tek sorun şu salaş kız klişesi. Bir de şöyle hanım hanımcık, gayet güzel giyinen bir hatun koyun başrole yahu. Artık saçma etekler ve çirkin çizmeler giyen kısa saçlı salaş kızlardan sıkıldık ya!

SON NOT: Cennnetin postacısı izlenesi bir film. Vakit ayırın, izleyin, pişman olmazsınız.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s