I AM A CYBORG, BUT THAT’S OK- SSAİBOGEUJİMAN GWAENCHANHA

 

BEN BİR SAYBORGUM AMA SORUN DEĞİL-BİR AKIL HASTANESİ MASALI

Bak ya, şu postere bak. İnsanın içini ısıtmıyor mu? Benimkini ısıtıyor açıkçası. 🙂 BEN BİR SAYBORGUM AMA SORUN DEĞİL. Böyle film adı mı olur? Olur… 🙂 Hatta filme tam oturmuş. Gelelim konuya. Film 2006 yapımı bir Güney Kore filmi olup, hani böyle katlanabilir, arkasında DIRECTOR yazan sandalyeler var ya, işte ona Park Chan-Wook’u oturtmuş, başarılı bir film.

Park Chan Wook, o sandalyeye birden fazla oturmuş, sandalyenin hakkını vermiş, abartı kan sahneleri, ilahi adalet ve çekici intikam hikayeleri ile bilinen, OLD BOY’un yönetmeni. OLD BOY’dan sonra pek anlatmama gerek kalmadı zaten. 🙂 Yönetmenliğinini yanında senaristlik ve yatırımcılıkta yapmış. Adam film sektörünü biliyor yani. Sevgili yönetmenimizin eserleri çok. Aşşağıdalar efendim.  Vengeance üçlemesini pek bir merak ettim ama gerilim gibi durduğundan özetini okumaya bile yanaşmadım. 

The Moon Is… the Sun’s Dream (1992)
Trio (1997)
Judgment (1999) (short film)
Joint Security Area (2000)
Sympathy for Mr. Vengeance (2002)
If You Were Me (2003) (segment “Never Ending Peace And Love”)
Oldboy (2003)
Three… Extremes (2004) (segment “Cut”)
Sympathy for Lady Vengeance (2005)
I’m a Cyborg, But That’s OK (2006)
Thirst (2009)
Night Fishing (2011) (short film)

OLD BOY’u izlediğimi hatırlıyorum. Safranbolu sinemalarında. Yılını hatırlamıyorum ama 2004’tü sanırım. Ülkemin bir köşesinde kalmış olan Safranbolu’nun pek de gelişmemiş sinema salonlarında bir Güney Kore filmi olması beni şaşırtmamıştı, zira ben filmi garip bir Amerikan yapımı olarak algılamıştım. Ozamanlar Güney Kore’nin film sektöründe önemli bir yere sahip olduğunu bilmiyordum. Bu seneye kadar da bilmiyordum o ayrı mesele. 🙂 Demem o ki, konu çok uzadı, OLD BOY ekrandan başka yere bakmanıza neden olacak yoğunlukta kan sahneleri içeren fekat intikimı da en içinizde hissettiğiniz, dil ısırma sahnesini abartı bulmadığınız, güçlü bir film. Sevgili yönetmenimiz abartılı filmler çekse de abartıyı sıradanlaştırabiliyor.

Nil KARAİBRAHİMGİL gibi. 🙂 Diyceksin ki nerden çıktı? Benden çıktı efendim. Büyük bir benzerlik var çünkü. Nil çok çok güzel şarkı söyleyen bir şarkıcı değil, süper bir sahne şovu sunan bir sanatçı değil, hatta dans bile edemiyor, peki bu kadın neden seviliyor? Çünkü şekerim, söyledikleri o kadar içten ve bizim otobüs durağında, yemek yaparken, banyo yaparken, yürürken, alışverişte içimizden geçirdiklerimize o kadar yakın ki. ‘Lan bu kızı seviyorum ya!’ dedirtiyor. Kim oturupta ‘Sana kek yaptım.’ diye şarkı yazar ya? Yada hangi kadın erkeğinini moralini bir yemekle, tatlıyla, sofrayla düzeltmeye çalışmaz, adam haketmiyorsa ‘Boşa gitti çabalarım.’ diye üzülmez. Çok olduğunu sanmıyorum. İşte tam bu noktada Nil ile filmimiz çakışıyor ve kesişim kümesi oluşturuyor. Yani hatun kendini robot da sansa yaptıklarında kendini bulabiliyorsun, garip davranış içinde ki mantığı anlayabiliyorsun. 🙂 Bir kontrol ettim, yazı destan olmuş, bu nedenle hemen filme geçiyorum. 🙂

 

Film bir fabrikada kırmızı üniforma giymiş bayanların etrafa bakmadan harıl harıl çalıştığı bir sahne ile başlarken, direk gözlerinizin içine bakan esas kız ile devam ediyor. Diyorsun ki, ‘olum yer miyim ben? Rüya görüyo hatun işte.’ ama yiyorsun çünkü hatun rüya görmüyor. Orası hakkaten bir fabrika ve radyo yapıyorlar, hatunda orda işçi. Bir ses işçilere neyi nasıl yapacağını anlatırken esas kızımız bu ses eşliğinde sol bileğini kesip elektrik tesisatını damarlarının içine sokup, mavi elektrik bantı ile bantlayıp fişi prize takıyor. Hatun çarpılıyor tabi 🙂 Burası biraz komik, biraz ?? oluşturan bir sahne. Filmin gerçekliliğe bağlılığından şüphe ediyor ama gene de devam ediyorsunuz, ediyorum. 🙂

 

 

Hatun kişimiz akıl hastanesine yatıyor ve böylelikle akıcı konu başlamış oluyor. kendini fare sanan bir kadının, kendini sayborg sanan şizofren torunu… 🙂 Esas kız, kendini şizofren sanmaktadır, bu nedenledir ki bütün elektronik aletler ile konuşmaktadır. Onların da kendisine cevap verdiği sanrıları olur. Florasan, gazoz makinası, radyo, tost makinası gibi garip sohbet arkadaşları vardı fakat bu cihazların hepsinin bir var oluş sebebi olmakla beraber esas kız var oluş sebebini bilmez (insanlığın sorunu!) ve nenesinin kendisine  yardımcı olacağını düşünür.


 

 

 

 

Akıl hastanesine yatırılan esas kız, tabiki esas adamla tanışır. Kendileri asosyal ve kronik hırsızdır. Kişilerin en değer verdiği şeyleri çalamktan hoşlanır, annesinin evi kendisi yüzünden terkettiğine ve annesinin en güzel kadın olduğuna inanır.

İşin içine akıl hastanesi girince soğuk koridorlar, beyaz önlüklüler ve sıkıcı sahneler geliyor sanarken, masallar diyarından bir akıl hastanesine konuk oluruz. Kullanılan renkler, hastanede ki karakterler, karakterlerin birbiri ile ilişkileri ayrı bir cümbüş oluşturur. Akıl hastanesinde geçen bir konu daha renkli ve masalımsı anlatılamazdı herhalde. 🙂

Hatunumuz kendini robot sanmaktadır ve nenesini götüren beyaz önlükülerden intikam almak istemektedir, tek sorun vardır. Hatun acıma duygusundan kurtulamadığı için intikam planları yürürlüğe girmez. Bir gün sevgili hırsızımız robotun ‘perşembesini’ çalar. 😀 Perşembe genç kızın perşembe günü giyeceği çamaşırdır. 🙂 Böylelikle hırsızın peşine takılan genç kız kendisinden acıma duygusunu çalmasını böylelikle intikam planını gerçekleştireceğini söyler, süreç ilerler duygu çalınır, değişim yapılır ve robotumuz doktorları öldürdüğü sanrılar görür.

Parmak uçlarından mermiler, ağzındna kovanlar çıkan genç kız intikam planlarını gerçekleştirir fakat bir sorun vardır. Robotumuz devrelerini bozacağı için yemek yememekte, kendini pil yalayarak şarz etmektedir. Buda gücünü iyice azaltmaktadır. Bir sanrı nöbetinden sonra elktro şok tedavisine maruz kalan robotumuz ‘Yeniden doğmuş gibiyim.’ diyerek, Ölümcül Deney, 5. Gezegen gibi gereksiz filmlerin garip bir tüp içinde uyanan çıplak kadın figürünü anımsatan bir yerde uyanır. Hırsız ile arasında çoktan bir bağ kurulmuştur. Robotun yemek yemesi için sevgili, duyarlı hırsızımız özel bir düzenek yapar ve genç kızın içine bu düzeneği yerleştirir. Bir delinin bir başka delinini hikayesine ortak oluşu çok da şaşılacak bir şey değil aslında ama nedense beni etkiledi. 🙂 Film çiftin maceralarını hayal gücüne bırkarak devam eder.

Bu da genç kızımızın devreleri. 🙂 Filmle ilgili bu kadar uzun yazmış olmama rağmen söylemediğim şeyler var. Maddeliycem artık, çok uzadı çünkü 🙂

Zaman zaman bende parmağımdan kurşunlar çıksın, o beni gıcık edenleri delsin geçsin istiyorum!!

Çiftin öpüştüğü ve genç kızın uçtuğunu sandığı sahneye bayıldım.

Beni güçlendirecek bir takma dişim olsun isterdim.

İtiraf ediyorum bende zaman zaman mobilyalarla konuşuyorum. 🙂

Kitapta ki ölümcül 7 günahtan uzaklaşabilsek acaba mutluluğa daha yakın olur muyuz?

7 ölümcül günah
1.acıma
2.üzgün olma
3. huzursuzluk
4. herhangi birşey konusunda tereddüt etmek
5.gereksiz gündüz düşleri
6. suçlu hissetmek
7.minnet

Robotumuzun kendini şarz ettikten sonra ya da elktro şoktan sonra enerji seviyesini anlamak için tırnaklarına bakması. 🙂 Buna bittim. 🙂 Bende kendime bir uyarıcı istiyorum. Sayın Amomavali, low battery 🙂 Süper olurdu. 😀

Son maddem. 🙂 Filmi izlerken, bu oyuncuları nerden tanıyorum soruları ile boğuşmadım. Genelde boğuşurum ve cevap bulana kadar rahat edemem. Bu film başka ya. Filmin konusu okadar dikkat çekici ki oyuncuların görselliğine dikkat edemiyorsun. Filmden sonra biraz yorumları okuyayım dedim ve de robotun I AM SORRY I LOVE YOU’daki hatun, hırsızın da RAİN olduğunu öğrendim. Değinmek istediğim konu şu. Bu Rain kim arkadaş? Şarkıcı değil mi bu adam?? Ninja Assassin’de de o vardı ve hatta evrim geçirmiş, bir kaç beden birden irileşmiş, baklavaları ortalara dökmüştü. Hakkaten merak ettim bu arkadaş kim. Öle yakışıklı felan da değil ya, sapşal gibi bir yüz ifadesi var ya da şaşkın. Adamın başka filmi varsa izlemek istiyorum. Ülkem şarkıcı-oyuncularına oranla gayet başarılı bir şahsiyet.

SON NOT-DİP NOT: Film basit bir film, iki satırda anlatılacak bir film değil. Düşündükçe filmin derinlikleri akla geliyor, ya da ben çok etkilendim, bilemiyorum. Bu nedendendir ki bir süre sonra tekrar izleyeceğim. Bakalım etki nasıl olacak. Çok yazdım, yazmayı da özlemişim demek ki. Görüşürüz anacım.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s