I WANT TO MARRY YOU

ZAMANE İLİŞKİ DİNAMİĞİ; AĞLAK ERKEKLER, GÜÇLÜ KADINLAR…

🙂

En nefret edilesi karakterler mızmız erkeklerdir. Mızmız bir erkek, hangi yaşta olursa olsun, hangi hikayenin başrol oyuncusu olabilir ki?

Kadının en büyük silahı ise, göz yaşı değil kendine güvenidir. Yitirmemek lazım, istediğini elde etmek için sağlam durmak lazım.

ABİDEN YEMEK TARİFİ :D

GARİP BİR DUYGU, GARİP BİR GÜVENSİZLİK …

Yemeğe misafirim vardı. Misafire mutlaka et pişirilir değil mi? Bende, kırmızı et yemesemde, kırmızı et yapmaya karar verdim. Anneme sordum birkaç tarif, hoşuma gitmediler. Yani hiç olmazsa bende ucundan yemeliyim değil mi?  Abim geçenlerde yaptığı etten bahsediyordu, aklıma o geldi. 🙂 Abime yemek tarifi sormak başta garip gelse de, daha lise öğrencisi iken yaptığı Fransız Soğan Çorbası aklıma geldi, bir nefeste güvenle doldurdum göğsümü ve sordum. Bu satırları neden yazıyorum? Çok beğendim ve koca bir parça yedim de ondan. 🙂 Bukadar az zahmetli olupta bu kadar lezzetli nasıl olabiliyor orasını merak ediyorum.

Tarifi de şudur efendim. Kemiksiz etinizi alıyorsunuz ve pişirmeden yaklaşık 24 saat önce süt, soğan ve tuzdan oluşan sosa yatırıyorsunuz ardından iyice kızmış tavada, iyice kızarmış yağda pişiriyorsunuz.

image

Eğer eti olması gerekenden fazla pişirirseniz et  lezetli fakat sert oluyor. Eti nar gibi kızartıcam diye dert etmezseniz, et hem (ince olduğu için kısa sürede) pişiyor, hem yumuşacık hemde lezzetli oluyor. İlk eti uzun pişirdim, sert oldu ve onu misafire verdim. 🙂 Amaç aslında misafire sert eti yedirmek değildi ama acemiliğime geldi. Son parça en iyisiydi. Türk misafirperverliği ile en sonuncusunu kendime saklamıştım. 😀

Tek derdim var, sosu çok yandı tavada, bir sürü bulaşık! Abime sorsam mı? Bulaşıkları yıkayan periler, cüceler var mı? Hangi gökkuşağının altındalar? Eve servisleri var mı? 🙂

:( GENE PAZARTESİ

Haftasonu nasıl geçiyor anlamıyorum ben. Erken yattım fakat geç kalktım, kendimi bütün sorunlardan uzaklaştırmaya çalıştım, huzuru aradım içimde, buldumda az biraz, ama bu Pazartesi gene geldi, gene geldi. 😦

Sabaha karşı üşüyorum artık, yorgan çıkartma vakti geldi galiba. Yorganı çıkartmaya da o kadar eriniyorum ki. Yorgan da çıkarsa yataktan ayrılmak çok zor olucak benim için. Sabaha karşı ayaz olmasına ve aslında üşümüş olmama rağmen uyanamazken, sıcacık elyaf yorganın altından nasıl çıkıcam? Hadi çıktım diyelim geri yatmamak için ne kadar çaba sarfetmem gerekecek? Sorular, soru işaretleri…

Yetişkin olmak, canının yapmak istemediği şeyleri, yüzüne sahte bir gülücük koyarak yapmak ve içinden lanetler etsende elinden gelenin en iyisi yapmakmış! Yetişkin olmak isteyen kim ki? Ben değilim.

SLEEPY HEAD

‘Ve benzerleri, benzerlerin benzerleri, benzerlerin türevleri…
Görev tamamladı. Kızlar formalarını giyip okula yollandı. Artık tek derdim kendi uykum. Kendimi, annemin bana verdiği yetki ile sleepy head ilan ediyorum. Recep Bey’den yeni yıl dileğim uykusu olan memurlara senede 10 gün yasal izin hakkı tanıması. 🙂 ‘
22 Aralık 2010 tarihinde bu duyguları eski blogumda paylaşmışım. Neredeyse 1 sene önce. Yeni yıl dileğim hala aynı. Santa, bana bir kıyak yap. 🙂

TWO AND A HALF MEN- NICE TO MEET YOU ALDEN SCHMIDT

DİZİ SEZONU BAŞLIYOOORRRR….

🙂 Homer Simpson’ı Two And A Half Men izlerken görmek bile gülümsemeye yeterli. 🙂 Bu diziyi öle çok çok sevmem aslında, espirileri pek Amerikanvari, klışe olmaktan kurtulamayan ve laf sokmaya yöneliktirler. E bukadar sezon sonunda doğal olarak sıkıcı oluyor. Diziye yeni bir tat gelmiş; gerçek hayatında da oynadığı karakterden farklı davranmayı beceremeyen alkol ve kadın düşkünü Charlie’nin ölmesi ile diziye taze kan gelmiş. 🙂

Diziyi sitelere düşmüş görünce eski günlerin hatrına, canım da çok sıkkındı, izlemeye karar verdim. Dikkat çeken ilk nokta yarım adamın, Angus’un yani resmen çocukluktan ergenliğe geçişine şahit olmamız oldu. Şişko, yemekten başka birşey düşünmeyen oğlan çocuğu gitmiş yerine çene kemikleri şekil değiştirmiş, sesi çatallaşmış bir ergen gelmiş. 😀

 

Dizinin yeni kanı, tadı ergen gencimiz değil sadece. Asthon’da diziye intihara meyilli bir zengin olarak katılmış. Bakalım, görelim hayırlara vesile olacak mı? 🙂 İlk bölümü ile TAAHM  misyonunu tamamladı, beni güldürdü ve sıkıntımı dağıttı.

AYDIN’A KIŞ GELDİ…

Bu sabah evden işe giderken ince bir ceket alma ihtiyacı hisettim. Aydın’da ince ceket almak istediyseniz kış geldi demektir. Zaten kış boyunca orta kalınlıkta bir ceket ile yaşarsınız. Bu koşullar düşünüldüğünde sanırım bunaltıcı sıcakları arkamızda bıraktık. Tek sorun buralarda geçiş mevsimi olmaması. Kıştan pat diye yaza, yazdan pat kışa geçiliyor. İnsan 20 gün hiç olmazsa bahar havası istiyor.  😦

Kendime 2 hafta veriyorum. İki hafta sonra babetlerin yerini kapalı ayakkabılar, aksesuarların yerini şemsiye alır. Hoş geldin kış. Bu sene beni üşütme çok. 🙂

 

GÖCEK- TEKNELER VE GENE TEKNELER…

AMOMAVALİ GÖCEK’TEN BİLDİRİYOR 🙂

🙂 Göcek tatili tam gaz devam etti, aynı hızla bitmek üzere. Son saatlerimi havuz kenarında geçiriyorum. Dün 12 adalar tekne turuna katıldık, kaptan köşkünün önünde yayıldık. Eylül güneşi yakmaz diye aldanmayın; oldukça güçlü idi. Şimdi bir limon ağacıının gölgesinde, hafif klor kokusu eşliğinde göcek notlarını paylaşacağım. 🙂

Göcek, çakır keyifken yazdığım gibi çok küçük bir yer. Arnavut kaldırımları, limon ağaçları ve begonvilleri ile çok şeker bir belde. Göcek’i gezmek için iki gün yeterli. Eğer civar bölgelere de gidecekseniz, Fethiye ve Dalaman gibi, daha uzun süreler gerekebilir. Sezonun bitmesine yakın olmasından mıdır, yoksa her hali böle midir bilemiyorum ama sessiz sakin, kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz, yüksek müzik sesi eşliğinde uyumak gibi bir sıkıntı çekmeyeceğiniz fakat Rus turistlerden her halükarda kurtulamadığınız bir yer. 🙂 Gecenin bir yarısı, eşşek yüküyle içmişler zaten, kıyamet koparırcasına odalarına girebiliyor ve aynı gürültü ile çıkabiliyorlar.  😦  Neyse Rusları geçelim!

tatil 🙂

tatil 🙂


TATİL 🙂

İlk gecemizde kendimize tekne turu ayarlamak için kooperatife gittik. Bizimle Mert’ti galiba ya da Emrah, çok kibar bir bey ilgilendi. Her sorumuza cevap verdi, önerilerde bulundu. Müşteri ile kurulan seviyeli ilişkiden güven alarak yemek yiyecek bir yer sorduk ve LOTİS cevabını aldık. Sevgili pimpirik arkadaşım Gülay, komisyon değişkenini hatırlatarak güzel bir yer olmama ihtimalini belirtti fakat gene de mekana oturduk.

Bu da haritası 🙂

LOTİS, deniz kenarına kurulmuş ve sıra sıra dizilmiş lokantalardan biri. Çok fiyakalı gözüküyor. Bizim tercih etme sebebimiz yemek çeşitliliğiydi. Yaklaşık3 saat geçirdik ve çıkarken ağzımız kulaklarımızdaydı. 🙂 Çalışanlar bize oldukça iyi baktılar, yemeklerimiz lezzetli, hizmet süperdi. Müessenin ikramı adı altında meyve tabakları geldi, şaraplar gitti. O müessese kim ise onunla tanışmak istedim yani 🙂

Ertesi gün ilk işimiz kahvaltı ve ardından 12 adalar turu idi. Göcek ve etrafına gelen her ama herkes bu tura katılmalı. Bizim gibi devlet memuru değil iseniz ve paranız varsa yada parası olan birisine yamanmışsanız ( en sinir olduğum bağımlı kadın tiplemesi) yelkenli kiralayarak aynı turu gerçekleştirebilirsiniz. Biz toplu taşımayı tercih ettik 🙂 Kaptan köşkünün önünde 4 kişilik yere havluları ve peştemalleri yaydık ardından kendimiz yayıldık. 🙂 İlk durak  Büyük Ova koyu. Ardından Domuz adası, Tersane adası , Akvaryum Koyu,Bedri Rahmi Koyu gibi gibi yerleri görme, açıkta yüzme, deniz feneri harebesinin üstüne çıkma, harabenin orta yerine dalma gibi çeşitli ve eğlenceli aktivitelere katılma şansınız var.  Tek eksiğimiz yanımıza gözlük ve şnorkel almamış olmamız! Bunu bir uyarı olarak kbul edin ve Göcek’e yolunuz düşecekse yanınıza gerekli alet edavatı alın. Cennetimsi koylar, maviden daha mavi deniz, balıklar, yengeçler, deniz kestaneleri… Göcek en az bir kere deneyimlenmesi gereken bir yer.  Nereye baksanız bir yelkenli, Üç-beş yelkensiz tekne, her boşlukta iskele… 🙂

SON NOT, DİP NOT 🙂 Sakince kafa dinlemek, doğanın tadına varmak ve huzur bulmak istiyorsanız, İlk hedefiniz Göcek; ileri. 🙂 Yok ben diskosuz yapamam, aman kopmam lazım diyorsanız hiç bulaşmayın. 😀