MEMURLUK ≠ SABAHLAMALAR

Memurluk ile hafta içi alkol tüketmenin aynı cümle içerisinde kullanılamayacağını yaklaşık 2 hafta önce, kötü bir tecrübe ile öğrendim. 😦 Bir gece kızlarla içmiş ve sohbet ederken ne kadar içtiğimi farkedememiştim. Ertesi gün iş yerinde geçirdiğim mesai saatlerini unutamıyorum. 🙂 Elim-ayağım, kolum-bacağım, kafam-beynim  hepsi ama hepsi ağrıyordu, iş yapacak takadim-gücüm yoktu.  Kendimi kahvaltıya verdim, enerji depolamaya verdim. Akşama doğru toparlama konusunda başarı kazanmaya başlamıştım. O gün, o mesaide işte, memurların alemlere akma durumunu neden haftasonuna bıraktıklarını anladım. Hafta sonu kendilerine gleiyorlar da ondan. 🙂

Bu sabah farklı bir aydınlanma yaşıyorum. Memurluk ve sabahlamaları da aynı cümle içinde kullanmak pek mümkün değil. An itibari ile Korelilerden daha çekik gözlüyüm; sabah yüzümü yıkamak ise tam bir zulümdü. Suyun değdiği her göz hücrem yandı, acıdı. Peki bu işkencenin ve yorgunluğun nedeni ne? Manyak gibi sabahladım da ondan. Ne gerek var kızım? Yat uyu. Sabah iş var, iş! Lanet olsun, sabahın köründe kalkman gerekiyor, uyusana ya!! Benzer cümleleri çok geçirdim beynimden fakat olmadı. Bilgisayarı kapatabilmek ve uykunun sıcak kollarına göç etmek sabah saat 05:20’yi buldu ve 07:45’te ayaktaydım! Ayakta sayılırdım. 🙂

Külkedisi'nin Kız Kardeşi

Cinderella’s Sister, 2010 yapımı, ağlama sağnesi çok ve bir okadar sıklıkla boğaz düğümletebilen bir Güney Kore dizisi. İsminden  de anlaşılacağı gibi Külkedisinin kız kardeşini merkez alan bir dizi. Külkedisinin pek şeker, pek iyi, hakkı yenen bir kız olduğunu ve üvey kız kardeşlerinin ise kötü kalpli oldukları bilinmekte. Güney Koreli senaristler farklı bir pencereden bakmayı becerebilmişler.  Kişiyi yaşadıkları mı kötü yapar yoksa zaten kötü olarak mı doğar? Çözülebilecek bir çelişki değil. Dizi üzerine, diziyi daha bitirmediğim için, daha sonra tekrar yazacağım. Şimdi söylemek istediklerim sabah 5’e kadar beni bu zat-ı şahanenin meşgul etmiş olmasıdır. Diziyi bir kaç blogta okuduktan sonra izlemeye karar verdim. Dün gece erkenden yatağıma yattım, elyaf yorganımı çektim üstüme, notebookumu aldım kucağıma -notebookuma da isim bulmalıyım-, başladım izlemeye. Dizinin ağlak olacağını biliyordum, dram odaklı olacağını biliyordum fakat bu kadar farklı yerlerde duygulanabileceğimi tahmin etmezdim.  Moon Geun Young garip, geniş ve hüzünlü bir yüze sahip. Karakteri gereği akıtmadığı bütün göz yaşları birleşip, Voltranı oluşturup benim gözlerimden aktılar. Hatunda ağlatma potansiyeli oldukça yüksek. Autumn in my heart adlı diziden sonra Korenin küçük kız kardeşi olarka anılmaya başlamış. Gerçekten de öyle bir his uyandırıyor. Kızı alıp kucaklayasın, kaldırıp rafa koyasın (zaten 43 kiloymuş), pamuklara sarıp sarmalayasın, hep koruyasın geliyor.

Külkedisinin ters köşeye yatıran dizisi nedeni ile sabahlamış ve uykusuz kalmış biri olarak, vücut idrencimin de düşük olduğunu belirterek, yaşadığım halsizlik ve bilincimin bulanık olmasını normal karşılıyorum. Benzer deneyimleri artık Cuma ve Cumartesi gecelerine bırakıyorum. Hafta içi en geç 12’de yat zili çalar ve ışıklar kapanır. 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s