van deprem günlükleri1

bir sosyal hizmet uzmanı olarak van depremzedelerine yardımcı olmak amacı ile apar topar, bir şok baskın misali van’a gelmiş bulunmaktayım. farklı bir hayat döngüsüne dahil oldum. yorgunluktan ölüyorum. 😦

Reklamlar

söylenmemiş sözlere…

Bloga bakasım geldi bu akşam, uzun zamandır incelemiyorum. Bir sürü taslak yazım var. Zamanında çok söyleyesim gelmiş ya beğenmemişim ya cesaret edememişim ama gene de kaydetmişim. Kaybetmek ismemişim düşüncelerimi. Okuyunca hepsini tek tek etkilendim. 🙂 Birinde duygu durumu: karışık, bunalımlı ve sinirli yazmışım. Ne güzel yazmışım. 🙂

Genelde zihni dilinin ucunda bir hatun kişi olarak nasıl o yazıları yayımlamadım? Bilmem. Yayımlamamak da iyi olmuş. Ergenliğimde ki günlüğümü okuyormuş gibi hissetim ve içim ısındı. Hepsinin hatırladım. 🙂 Aklıma geldi, bir gün günlüğümü okurken, hala ergendim, hoşalndığım çocuğu yazdığım yeri açtım ve abimin bana not yazdığını gördüm. Sinir küpü olmuştum! Sinirli halimden korkmalı, dünya alem hemde ama ozaman küçüktük, abiye ters laf edemezdik. Yuttum bu yaptığını, hiç tepki vermedim ama ölesiye utanmıştım. 🙂 Eğer olurda bunu okursan sevgili abim, seni seviyorum, gıcıklıklarına rağmen hatta onlarla daha çok. 🙂

Evet, yazının konusuna uygun olarak söylenememiş bir şeyi söylediğime göre, içimi boşaltıp aile içi bir karışıklığa yol açmadan… 🙂

Bir biram olsaydı ve şuan ilaç almıyor olsaydım bu akşam üstü söyleyemedğim sözlere, edemediğim küfürlere, atamadığım çığlıklara, eteğimdeki dökülmek bilmeyen taşlara içerdim…

THE BIG BANG THEORY

Herkes başka bir Big Bang’den bahsederken benim içimden sadece Sheldon ve inek arkadaşlarından bahsetmek geliyor.Başlık atmayı unuttum 🙂 geç gelen başlığım, diziden bahsederken sıkça söylediğim bir kelime grubu olsun.

ANTİ KAHRAMANLARIN EN İYİSİ; SHELDON COOPER

Trabzon’a akademisyen olarak taşınan yakın bir arkadaşım var; yeni taşındığından pek sosyal hayatı yoktu. Kendini dizilere veren bu bilim insanı tabi ki The Big Bang Theory’yi izlemek istiycek. Bana da mesaj atmış:’Çok yalnızım Amomavali. Kimse beni anlamıyor. Big Bang Theory diyorum, boş boş bakıyorlar.’ 🙂 Aynı duyguları bende zamanında yaşadım. Gerçekten sinir bozucu bir durum. Şimdi diziyi anlatmak istesem, oooo çok uzun. Zaten 2007’de başlayan ve 4. sezonunu yayınlayan diziyi bilmiyorsan, boş ver bu saatteen sonra öğrenme. Sana faydası olmaz arkadaşım. Şimdi ben Sheldon’ın ukalıklarını, sosyal beceriksizliğini, Leonard’ın aşk çabalarını, Howard’ın cinsel dürtülerini ve boğazlı kazaklarını, Raj’ın karamel şekerliğini ve sosyal fobilerini anlatamam ki. Senelerimiz geçti bizim onlarla. 🙂

Ya var böle tipler. Olmasalar bile, tv ekranında var olmaları hayli eğlenceli. Kendini bilime adamış, laboratuvar dışında pek becerikli olamayan, Norveçli olmasalarda halkın ‘Norveçli Bilim Adamaları’ dendiğinde bir fikir sahibi olmalarına katkı sağlayan bir grup bilim adamı ile sosyal becerileri yüksek, çekici bir kadının iletişime geçme hikayesi. Anlatmayacağım dedim ama genede anlattım. 🙂

Son iki bölümünü bugün izledim. Sheldon Cooper’a bayılıyorum. Özellikle kapı çalışına, sıcak bir içecek ikram etmesine ve ve iğneleyici konuşmasına… 🙂 Son bölümde Sheldon gene bir sosyal olayda çuvallıyor ve arkadaşlarını korkutmayı başaramıyor, ta ki…  Son sahne muhteşemdi: ‘Bazinga punk! Now we are even!..’

THE DAY THE MUSIC DIED!

THE DAY THE MUSIC DIED, birden fazla müzisyenin bir uçak kazasında ölmesi üzerine sarfedilmiş, American Pie adlı şarkıda geçen bir cümledir. Benim için bu cümle mutsuzluğu ve hüznü temsil eder. Umutsuzluk gibidir adeta. Müzik bile öldü kızım… Daha ne uğraşıyorsun? Benzer duygular canlandırır bende. Madonna’da güzel söylemiş, hakkını yemeyelim. 🙂

Benim için genel olarak kötü ruh halini temsil eden bu cümle aşşağıdaki videoyu gördüğümde kana cana kavuştu. Serdar, Serdar, oğlum, a çocuğum, Another Brick In the Wall senin neyine? Hadi sölemeye karar verdin, gereksiz şarkınla neden birleştiriyosun.? Eğer Müzik ölebilseydi, işte o konser anında ölmüştü.

Ve eğer müziğin öldüğünü kabuledersek, AIRBAG isimli şarkının daha 3-4. saniyesinde hayata geri dönmüştü. O nasıl yumuşak bir sestir? Durup durup aynı yeri dinleyeseim var. İş arkadaşlarım sanırım Korece’yi sadece bu şarkıyı tekrar tekrar dinleyerek sökecekler. 🙂 Şarkıya klip çekmesinler. Görmek istemiyorum o bölümü okuyanı. Tablo mu, Naul mu? Öğrenmek istemiyorum. Hayal dünyamda o sese sahip er kişinin bir tipi var. Bozulsun istemiyorum. Kendime bir kıyak daha yapıp tekrar dinliyeceğim.  Şarkının sözlerine de bayıldım. Bana da hava yastığı, bana da, bana da.

EDEBİYAT-EBEDİYAT

Küçüktüm, çok değil ama. Eşit ağırlık öğrencisiydim, edebi metinler dersine bayılırdım. Bir ödev yapmamız gerekiyordu; içeriği istediğmiz bir yazarı tanıtmaktı. Aklıma gelen ilk yazar W. Shakespeare’di. Uzun, upuzun bir ödev hazırladım. Yazarın garip hayatını, eğitimini anlattım, trajedilerini, sonelerini anlattım, bolca alıntılar yaptım, derste ödev sunma sırası bana geldiğinde hoca kısa kesmemei istemişti. Ben günlerce araştırdım, Milli Eğitim’in yayınlarından bir sürü tiyatro oyununu okudum, altını çizdim alıntı yapacağım yerleri, sevgili öğretmenim Atiye kısa kesmemi istedi. 😦 Kısa kestim tabi ama yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere içimde kaldı Shakespeare. Geçen gün DnR da gezerken bu tezgah dikkatimi çekti. 🙂

image

Kısa süreli şaşkınlığımın ardından neler olduğunu anlamaya başladım. Zamane gençleri vampirlerden kurtadamlardan başka birşey okumadıklarından, Japon animelerinden başka bir şey izlemediklerinden böyle bir yöntem seçilmiş olabilir. Ben bayıldım şahsen.  🙂 Kaç dakika orda kaldım bilmiyorum. Hepsine tek tek baktım, çaktırmadan fotoğrafını çektim. 🙂

image

Bukadar modernleştirlen Shakespeare eserlerinin metne bağlı kalacağını tahmin etmemiştim. Kısacık bir bakış attım ve metne sağdık kaldıklarını farkettim. Shakespeare eğer usta ellerde işlenmezse intihara sürükleyecek kadar sıkıcı olabilir. Bir Yaz GEcesi Rüyası’nı izlemeye tiyatroya gittiğimi ve ikinci perdeyi izleyecek kadar takadim olmadığını hatırlıyorum. 🙂 Hazırlanan çizgi romanımsı Shakespeare eserleri fevkalede eğlenceli. bu yöntemle perili ormanlar, entrikalı saray koridorları ve öldürücü iksirler böylelikle okuyucunun hayal gücüne daha yakın biçimde canlandırılabilir. 🙂 🙂 Olmuş yani. Popüler kültüre kurban gitmez de kıymeti bilinirse… Etrafta Shakespeare bilen ergenler görsek, rüya gibi. 🙂

UYKUNUN BÜYÜLÜ CENNETİ

Uyku perileri, huzur büyüleri, sihirli asalar, rüya iksirleri… Huzurlu bir gece uykusu için neye ihtiyacım var? Bunların hiç birine ihtiyacım yok. Fanilaya çengelli iğne ile asılan cevşen gibi, bunlar da olsa oldukça iyi olur ama şuan için sadece ağlamaya ihtiyacım var.

Rüyamda deli gibi ağlıyordum. Arkadaşım öyle ağlama dönemlerime ‘hönk hönk’ der. Kendisi de benimle ağlardı. 🙂 Beraber, iki ağlak kız Kızılaydaki Yapıkredi Bankasında az mı ağladık? Ama şu ana o konumda değilim. Gözyaşlarımın göz pınarlarımdan çıkmasını engelleyebiliyorsam daha olgunlaşmamış bir duygusallık ve de öfke halindeyim demek ki.

Freud! Öldün, biliyorum. Bir sürü de kuramın var, onu da biliyorum. Hadi benim rüyamı çöz şimdi. Bakmakla yükümlü olduğum bir kızdan iki tokat yiyorum, kız beni genel müdüre şikayet ediyor ve genel müdür beni haşlıyor. İşte tam o haşlama anında felaket bir ağlamaya tutuluyorum. Yer gök mor oluyor birden, ben hiçkırdıkça sarsılıyor dağ, taş ve yastığımın yere düşmesi ile uyanıyorum. Bu rüyayı Freudlasak da mı yorumlasak, Freudlamasak da mı yorumlasak?