POONGSAN – KİŞİSEL KARGO

POONGSA ÖLÜMLE BİTEN BİR GARİP AŞK

POONGSAN, 2011 Güney Kore yapımı, Güney ve Kuzey arasında ki gergin ilişkileri ve halkın bu gerginlikten muzdarip olmasını anlatan, hikaye içine garip bir aşk tadı katan, yavaş ilerleyen, çokça karanlık ve hüzünlü, popüler kültüre ait unsurları hiç taşımayan, bağımsız milet vekili tadında bir film. 🙂 Filmlerin bir tadı olabilseydi, bu film buzdolabından yeni çıkmış, olgun şeftali tadında olurdu; rahatsız edici tüylü bir yapısı olmasına rağmen yemek için azmettiren bir tatlılık.

Senarist ve yapımcı Kim Ki Duk, yönetmen Juhn Jaibong! Garip bir film çıkarmışlar ortaya. An itibarı ile filmle ilgili yazmak ve söylemek istediğim çok şey var ama kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Bundan dolayı öncelikle yukarda resmi olan, yüz gözeneklerinden adeta acı fışkıran yavrum evladım, sevgili Poongsan lakaplı ana karakterimizden başlamak istiyorum. Filmde bu şekerimin bir kelime ettiğini bile duymuyoruz. Bu adamla ilgili çok fikrim var ama aynı zamanda yok. Neyse konuyu dağıtmayalaım ve değerlendirmede bu karışıklığı çözelim. 🙂 Sevgili Poongsan Kuzey ve Güney arasında, parçalanmış aileler arasında kargo görevi yaparak video, mektup, hatıra eşya, zaman zaman da insan taşımakta. İşte tam bu noktada, Güney Kore’de kendisinden bir rapor yazması beklenen bir profesör Kuzey’de kalan sevgilisinin Güney’e getirilmesini istiyor ve bu işi başaramayacağını düşünen ve Poongsan’in şöhretini duyan gizli servis hem kadının getirilmesi hemde kargonun yakalanması için, silahsız bölgeye bir ileti yazarak Poongsan ile iletişime geçiyor.  Hatun kişi Kuzey’den 3 saatlik bir koşuşturma, nehre girme, teller atlama gibi atletik süreçlerden ve gereken yerlerde Güney Kore’nin çıplaklık sınırına uyan estetik görüntülerden sonra Güney’e geliyor. 🙂

Güneye gelince sorun çözülüyor mu? Çözülmüyor. 🙂 Kadını yem olarak kullanıp Poongsan’a bir sürü iş yaptırıyolar, rehin tutulan ajanı kurtarma operasyonu, profesörü öldürme operasyonu felan felan. Yavrum garibimde gizli servisin sözünü tutacağına inanıyor. 😦 Adamcağız her yerde bir işkence, heryerde bir koşuşturma.

Film şu anlattıkalrımdan sonra garip bir film gibi algılanmayabilir. Şu anlattıklarımla film sadece bir ajan filmi gibi algılanabilir fakat değil! 🙂 Değil sayın düşünür, değil. 🙂 Kaçırılan hatun kişi ile sevgili kargocumuz arasında bir aşk doğuyor, adam kadını kurtaracağım diye bir sürü uğraşıyor ama nafile. Kadın bir köprü altında, bağırsakları ve midesi deşilmiş bir şekilde ölü bulunuyor. Kargocumuz, kahroluyor, bitiyor fakat kendini adadığı kargo işine devam ediyor ve sınırda bir gün öldürülüyor. 😦 Ölmeseydi iyiydi. 😦 Ben Stckholm sendromunu anımsadım fili izlerken. Filmde karakterlerin birbirlerine bağlanma süreci yeteri kadar verilememiş. Kadın neden ve ne zaman adama tutuluyor, adam niye kadını kurtarmak için bukadar çabalıyor ben anlayamadım. Bu eksiklik dışında filmin güçsüz bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Hatta Kore savaşını bilmeyişimi ve son durumdan haberdar olmayışımı tokat gibi vurdu yüzüme!

Gelelim filmle ilgili ilginç, güçlü ve hatırlanabilir yönlere. Esas erkek, daha önce bahsettiğim gibi hiç konuşmuyor ve karakterin gelişimine dair bir bilgimiz yok. Karakter nasıl sınırı geçebilecek donanıma sahip, neden hiç konuşmuyor, bu sorular cevapsız. Ben kendime göre cevap buldum tabi. 🙂 Zat-ı şahanenin gizli servis veya benzeri bir yerde çalışıp, askeri eğitim aldığını ve görevlerden birinde konuşma yetisini kaybettiğini düşünüyorum. Ya da daha da manyağı, dilsiz olan bu yetim ve öksüz çocuğun, sırları ifşa etme ihtimali az olduğundan küçük yaştan beri ajan olarak eğitildiği ve bir şekilde bu hayattan kaçtığı düşünülebilir. 🙂 Güzel yazdım. 🙂 Filmin en ilginç sahnelerinden biri, esir düşmüş adamın odasına kadının getirilmesinin ardından, kadının ölme ihtimaline karşı böğürmesi ve kadının adamın konuşamadığını anlaması üzerine kendisini adama atmak koşulu ile öpüşmeleriydi. Duygu oldukça yüksekti. Hatta eleri arkada bağlanmış, her tarafları kan olan ve ölümden kurtulma ihtimali olmayan bir çiftin erkeğinin, kafasını kadının kafasının üstüne koyarak sevdiğini korumaya çalışması tüyleri diken diken eden cinstendi. 😦

Filmi düşününce aklıma bir başka sahne geliyor. Kadın öldükten sonra adam aynı işi yapmaya devam ediyor ve birden fazla vuruluyor. Adamın öldüğünü ise vurulmasının ardından bir sazlığa kan sıçraması ile anlıyoruz. O sazı uzun süre unutamam. 😦 Benim için etkileyici bir sahneydi. Dikkat çeken bir başka konu da filmde aşıkların kavuşamaması. Büyük bir gerçeklik, ve gerçekliğin çirkinliği söz konusu. Orda burda ölen bir çiftten bahsediyoruz. Gerçek hayata oldukça yakın.

Bir baktım da yazdığıma, çok uzun tutmuşum. 🙂 Son konuya geçiyorum. Esas oğlanın bir boyband üyesi olduğunu duyunca pek çok şaşırdım. Hiç boybandlik bir tipi yok dedim kendi kendime. Oppa olarak adlandırılmak için oldukça erkeksi. Benzeri yorumları yaparken eski fotoğraflarına denk geldim ve süslü bir ceket, gereksiz aksesuar ve fönlü saçlarla her Kore erkeği bir müzik grubu üyesi haline getirilebilir kanaatine vardım.  🙂 Filmi izlemediyseniz, klasik zengin adam salaş kız aşk konusundan sıkıldıysanız, farklı ve düşündürücü bir film arayışındaysanız, Kim Ki Duk’u seviyorsanız, popüler kütürden bıktıysanız şekerlerim POONGSAN doğru seçim. 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s