AYDIN’IN İÇİNE ANKARA KAÇMIŞ!

Bu ne soğuktur ey hava durumu, ey meteoroloji?Ege değil mi burası? Bu ne soğuk ya? Memleket terk edilmiş kovboy kasabalarına dönmüş, sokaklarda kimsecikler yok, şans eseri sokakta olanlar da siyah kalın montlarını giymişler, kafalarını, boyunlarını kocaman atkılarla sarmışlar, ellerini eldiven içlerine saklamışlar, birbirlerinin yüzlerine bakmadan, omuzları gergin, boyunları kısılmış bir biçimde yürüyor, acele ediyorlar. Ankara’nın kışı böle olur. Kimsenin başkasını görecek imkanı olmak; herkes bir an önce gitmeye çalıştığı yere gitmek ister. İşte Aydın, cıvıl cıvıl olan bu şehir Ankara’nın soğuk kışlarını yaiıyor. Soğuktan donuyoruz, birbirimize donsuz geceler diliyoruz!

SALYANGOZ KIVAMI

2011-2012 KIŞININ İLK GRİBİ

Salyangoz kıvamındayım. Salonumdan mutfağa gitmek için bile çok enerji harcamam gerekiyor. Kendimi kanepeye zor atıyorum. İlaç almadan birşeyler yemek için dakikalarca kendimi ikna etmeye çalışıyorum. 😦 Büyümek işte bu demek. Sevmediğin, istemediğin şeyleri yapmak için kendinle savaşman demek. 😦 Hastalandığında nazlanan, ağlayan sızlayan biri değilim ama şuanda naz yapabileceğim biri olsaydı yanımda çok hoşuma giderdi. 😦 Kollarım-bacaklarım ayrı ağrıyor, burnum akmadan duramıyor, karın kaslarım öksürmekten ve hapşırmaktan geliştiler sanırım. Bütün bu gribal etkilerin yanında hala ameliyat yerimin iyileşmemesi var. Zor günler geçiriyorum. Salyangoz kıvamındayım diye boşuna demedim. Hem yavaş hareket ediyorum hem de sümüklüyüm. 😦

AÇIM!!!

Lisedeyken ben, çok yemek yerdim. Yanlış bir cümle oldu, hala çok yemek yiyorum. 🙂 Lisedeyken farklı bir durumum vardı. 🙂 Kendi kendime gülüyorum burda. 🙂 Emrah diye çok, pek çok sevdiğim bir arkadaşım var. Aynı sınıftaydık ozaman. Lise 2 ve 3. Ergenliğin derin kuyularındayız yani. Hiç doymuyoruz desem ya da hiç doymuyorum desem daha doğru . 🙂 Tenefüste Emrah’ın koluna girip, kantinde yapılan ve yarım ekmek içine mayanoz ve ketçap eşliğinde yerleştirilen patates kızartmasını yemeğe giderdim. Derste ben patates demeye başlardım.  🙂 Emrah yavrumda, napsın hergün bana patetes alırdı. 🙂 Omzuna, ulaşmam zor oluyordu çünkü uzun benden, (Ben kısa değilim, o uzun. 🙂 ) omuz atıp “Patetes yiyoz mu? ” derdim o unuttuğu zamanlar. O Patetes yenecek arkadaş. 🙂 Şuanda işteyim, mesainin bitmesine 20 dakka var. Ölüyorum açlıktan! Gözümün önünden ne yemekler geçiyor anlatamam, ağzım sulanıyor. Eve kendimi zor atacağım sanırım. Bir yerde kan şekerim düşmese bari. 😦 O kadar yani. Yemek yemek istiyorum ey hayat. Pişirmesi, yıkaması olmadan lezzetli yemek yemek istiyorum. O günlerde ki saflığımı ve şekerliğimi geri istiyorum. Ama en önemlisi şuanda patates ekmeklerimi geri istiyorum. 🙂 Cümlerleri devrik kurmuş, özlemle yüklemi tutturamamış olabilirim. Açın halinden bir aç anlar diyerek açlara hitap ediyorum. Biri bana yemek getirsin.

NATASHA BEDINGFIELD

YÜZ GÜLÜMESETEN, RİTME UYGUN KAFA SALLATAN BELKİ GERDAN KIRDIRAN, DİNGİN, DURU BİR KADIN; YA DA BANA ÖYLE GELİYOR. 🙂

Seneler seneler önce Unwriten diye bir şarkı vardı, dilimin üstünde yumuşak bir yaz tadı bırakıyordu. 🙂 Hatun tam pop. Genede, pop sevmeme rağmen, gidiyor. Hatta gitmekle de kalmayıp bana felaket bir romantik komedi tadı veriyor. 🙂

Şarkının en beğendiğim dizeleri

Do what you want, but you’re never gonna break me.
Sticks and stones are never gonna shake me.
No, oh whoa
Take me away (take me away)
A secret place (a secret place)
A sweet escape (a sweet escape)
Take me away (take me away)

Her çalışan er-hatun kişi zaman zaman camdan atlayıp, bacadan kaçıp uzaklaşmak istiyor. 🙂 Ben çok istiyorum en azından. Take me AWAAAAYYYYYYYYYY. Nöbet sonrası, 36. saate yaklaştığım şu anlarda aklımda sadece evimde ki kanepe var. 🙂

YOU ‘RE MY PET

İTİN OLAYIM 🙂

DOROMA, Japonca drama demekmiş. Japon dramalarına bu nedenle doroma denirmiş. 🙂 Kimi Va Petto, 2003 yapımı, iş kolik, güçlü, kendini pek dışarıya açmayan bir kadın ile daha genç ve kalacak yeri olmayan bir delikanlının aynı evde yaşamaya başlamasıyla başlayıp, süpriz, birbirine aşık olmasıyla son buluyor. 🙂 İşi ilginç kılan, delikanlının yaşayacak evi olmaması, hatunun yalnız olması ve bu nedenle bir evcil hayvan edinme düşüncesindeyken delikanlı ile tanışması. 🙂 Anlıycağınız ev sahibi sahip, delikanlı evcil hayvan rolünde. 🙂

Posterin renkleri çok güzel, çok nostaljik. 🙂 Dizide aşşağıda görüldüğü gibi komik görüntüler var ama benim ilgimi çeken dalgalı saçlar ve saç yıkama sahnesiydi. Bu görüntüler filmde tekrarlanmış. Diziyi izlemedim, Japonca’nın bol s li ritmini uzun süre duymak hoşuma gitmiyor bu nedenle dizi benlik değil. Filmlerle yetiniyorum. 🙂

Gelelim Kore versiyonuna. Film 2011 yılında vizyona girmiş, yeni yeni nete düşmüş, orta halli bir film.

Film, 2003 yılında çekilen Japon dramasının film versiyonu. Öf, oyuncularını yazasım yok, sevmiyorum bu adamı! Esas kızımız baya ciddi bir iş kadını, karşı cins ile ilişkilerinde güçlü değil, son dönemde terk edilmiş, yalnızlık çekiyor bu nedenle de evcil bir hayvan almak istiyor. Esas oğlanımız ise çok ünlü bir dansçı fakat çift olarak dans etmiyor! 🙂 Bu nasıl olacaksa! Partnerinin ayağını kırınca çift danslardan vazgeçiyor. Paşa çok ünlü bir dansçı ama hala lise öğrencisine benziyor ve kalacak yeri yok! Olmamış yani bu role bu oyuncu.  deikanlının kalacak yeri olmaması, hatunun ise bir hayvan almayı istemesi ile esas oğlan hatunun köpeği olmayı kabul ediyor ve film başlıyor. Film diğer romantik komedilerden ayrılmayı başabilecek kadar özgün ve başarılı değil. Görüntülerin rengini çok beğendim ben. Görsel olarak alışılmış renklere sahip değil. Farklı bir mercek ya da teknik kullanılmış havasını veriyor. Öyle midir bilmem, havası var ama. 🙂

Al sana bir saç yıkama sahnesi daha. 🙂  Bu sahneye bayılmıştım çünkü, kadın kendini iyi hissetmek için biri ile ya da bir şey ile ilgilenmek istiyor ve köpeğinin bakımını yapmak istiyor ve saç yıkama başlıyor. Sahnenin hoşuma gitmesinin bir başka nedeni ise hatunun, yıkadığı kafaya çat çut vuruyor olmasıydı çünkü sevmiyorum bu adamı, hele dans ederken, aman tanrım, gözlerimi kapatmak istiyorum. 🙂

Ya buna benzer sahneleri sıklıkla görüyoruz benzer eserlerde. Ceza olarak uygulanması yerinde mi acaba? Deniycem bunu. Ne kadar dayanabileceğimi merak ediyorum.  Bu akşam deniycem. Neyse sonuca gelelim. You’re my pet hoş vakit geçirtebilecek, hafif, çıtır çerez sınıfına giren, gideri olan fakat hatırlanacak noktaları iki elin iki baş parmağını geçmeyen bir romantik komedi. Oyunculara hastaysan, boş vaktin varsa, kafa dağıtmak istiyorsan izlenebilir.