EL YAPIMI KITAP AYRACI 2

image

image

Ayrac kullanmayi seviyorum. Ayraclarimin bana ozel seyler hatirlatmasini daha cok seviyorum. Hele bir de kendim dusunup yaparsam tadindan yenmiyor. 😉
GEcenlerde kayildigim calistayda masama yerlestirdikleri isim kartini TUBITAK’a birakmak istemedim ve bir sure sonra bana kitap ayraci olarak geri dondu. 😉
Kitap ayraclarim ve hatirlanacak hikayelerim hic bitmesin. 😉

Reklamlar

HAYIR, GDO’YA HAYIR

Sevgili Amomavali,

Sana ne kadar teşekkür etsem az. Sayende ülkemize getirilmek istenen 6 GDO’lu mısır çeşidinin başvurusu Biyogüvenlik Kurulu’nca reddedildi.

Bu 6 GDO’lu mısır çeşidinin Biyogüvenlik Kurulunca reddedilmesi çok yerinde bir karar. Ancak riskleri kanıtlanmış GDO çeşitlerinin tamamının reddedilmesi gerekiyor ve kurul 3 tanesine izin verdi. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen gıdaların acilen etiketlenmeye başlanması için elimizden geleni yapacağız.

Ama çok daha kritik bir konu var ve asıl mücadele şimdi başlıyor. Doğrudan insan gıdasında kullanılmak üzere izin bekleyen 29 GDO’ya dair başvuru var. Hep beraber bu başvuruların reddedilmesini sağlamak bu andan sonra birinci önceliğimiz. Bunun için yarım milyon kişiye ulaşmamıza yardım et. Lütfen eylemi Facebook ve Twitter’da bir kez daha paylaş.

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş

Desteğinle, ülkemizin insanını, hayvan yetiştiricilerini, hayvanlarını ve biyoçeşitliliğini GDO tehlikesinden korumak adına mücadele etmeye devam edeceğiz.

Sevgiler
Tarık Nejat

Not 1: Sevgili Amomavali, biliyorsun ki Greenpeace sadece bireysel desteklerle GDO’nun ülkemize girmesini engellemek için çalışıyor. Miktarı ne olursa olsun senin gibi bireylerin desteğiyle bu noktaya geldik. Buraya tıklayarak vereceğin maddi destek GDO kampanyamızın güçlenerek devam etmesini sağlayacak. “GDO’ların Türkiye’ye girişi tamamen yasaklandı, güvendeyiz” müjdesini verene kadar canla başla bu mücadelenin peşini bırakmayacağız.

Not 2: Dilersen profil sayfanı ziyaret ederek de Yemezler kampanyasını paylaşabilirsin.

KARIŞIK ZAMANLAR…

KAFASI KARIŞIK, RUH HALİ DARMADAĞIN BİR KADIN…

Bu aralar bir sıkıntı, bunaltı var üstümde. Sosyal hayatım çok ama çok yoğun. Gitmem gereken yerler, gitmekten hoşlandığım yerler hiç bitmiyor, buna rağmen bir sıkıntı var içimde, tam yüreğimde. Olmıycak konularda ağlama iç güdüm bütün diğer güdülerimi bastırabiliyor. Moralimi düzeltmek için çok ama çok uğraşıyorum, bazen başarıyorum bazen başaramıyorum. Bu ağlak, sinirli ve tatminsiz durumum ne zaman bitecek? Bitsin artık. 😦

Uzun zamandır aradığım bir kitap vardı, Abelard ve Heloise’nin Mektupları isimli. Arkadaşlarım aradığımı bildiklerinden bana bulmuşlar saolsunlar. Hediyemi alalı bir süre oldu aslında ama yakın zaman kadar başlayamadım okumaya.

Kitap aslında aradığım kitap değil. Ben Abelard ve Heloise’in mektuplarının kitabını istemiştim. Bu kitap o mektuplardan oluşturulan bir tiyatro oyunu. Mektupların aslını bulmakta çok zorlanıyorum, yeni basımı zaten yokmuş. Çok fazla çevirisi de yokmuş. E kadın  ne zor ediyorsun, bu kitapta ne var? gibi cümleler aslında gayet mantıklı cümleler.

Abelard döneminin aykırı filozofu, Heloise ise oldukça güzel bir kadın. Heloise Abelard’ın öğrencisi olmuş ve bu dönemde çiftin arasında bir ilişki başlamıştır. Heloise’in dayısı bu ilişkiyi duyar ve Abelard’ın hadım edilmesini sağlar. Heloise bir manastıra kapanır. Çift son anda evlenmiş ve gayri resmi birlikteliklerini ortadan kaldırmış fakat gene de buluşamamışlardır. Bu çift arasında yazılmış olan mektuplar kitap haline getirilir. Abelard artık filozofluğu ile değil Heleoise’nin aşığı olarak tarihe damgasını vurur. 🙂 Bir filozof için kötü bir tanınma biçimi.

Elin… Elin değmiş bu mektuba.

Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama…

Elbette tanıdım yazını; değişmemiş hiç.

Değişen birşey olmadı zaten, acı bile aynı acı.

İlk mektup bu dizelerle başlar. Heloise’nin mektupları daha yakın, yürekler ısıtabilen mektuplar iken Abelard’ın ki okadar kolay akmayan mektuplardır.

Çift öldüklerinde birleşmeyi, aynı yere gömülmeyi arzular. Kitabı okuyan hutun kişi ( ben oluyorum) kitabı okumaktan çok zevk alır ve mektupların aslını bulmak için daha da hırslanır. 🙂 Huzursuz ve sıkıcı günleriden biraz da olsa kitabın katkısı ile uzaklaşır, her önüne gelene önerir.

KİM SUN AH MARATONU

SEVİYORUM ULEEENNNNN!!!!

KOMİK, ŞEKER VE GÜZEL, 3’Ü BİR ARADA

Kim Sun Ah için çift başlık atma gereği hissettim. 🙂

Hakettiğine de yürekten inanıyorum. 🙂

Ben bu hatunu Scent Of A Woman’da keşfettim. Keşfetmek o keşfetmek. 🙂 Dizinin başlarında hatunun güzel olmadığına kanaat getirsemde, sıcak kanlılığı ve şekerliği bütün kararları değiştiriyor. 🙂

Scent Of A ,woman’a girmiycem hiç, yoksa bu post bitmez. O kadar diyorum. 🙂 Konumuz sadece Kim Sun Ah. Bu kadını seviyorum. Şimdiye kadar üç dizisini izledim.

1) Scent Of A Woman, içleri ısıtan, hatunları ağlatan, Lee Dong Wook’u süsleyip püsleyen bir dizi. Dizinin gerçekçiliği, kanser hastası olan ana karakterin birden bire, mucizevi biçimde iyileşmemesi, acıların gerçekçiliği, anne ile olan iletişimin gerçekçiliği, bir annenin acısı… Of saymıycam dedim ama genede kendimi tutamıyorum. 🙂

Bu sahne dizinin son sahnelerinden. Hatun kişi doktorun verdiği ömürden 1 ay 7 gün daha fazla yaşamıştır ve daha da yaşayacak gibi gözükmektedir fakat iyileşti artıkda denemez. Çift yaşadıkları günlerin tadını çıkararırken ve kıymetini bilirken bir göl kenearında huzurludurlar. 🙂

2) My Name İs Kim Sam Soon ise Kim Sun Ah’ı oldukça toplu, böle etli butlu bir pasta ustası olarak  göstermekten çekinmeyen bir dizi. Klasik güzel,zayıf ve zengin güzel kız tiplemesi yok. Bir pasta ustası nasıl olması gerekiyorsa işte öle. 🙂

Şu yanaklara bir bak ya. 🙂 🙂

Dizi de kilo vermeye çalışan, çok az yiyen buna rağmen kilo veremeyen, canı sıkılınca da yemeğin dibine vuran bir kadın var. 🙂 Bir sahnede ‘Benim gibi kilolu kızlar da zengin adam tavlayabilir.’ gibi bir cümle vardı. 🙂 Dakikalarca güldüğümü hatırlıyorum. 🙂

3) City Hall, politika ve aşkı bir araya getirmiş bir dizi. Basit bir memur iken işten atılan ve hırslanarak belediye başkanı olabilen, politikanın çirkinlikleri ile yüzleşmek zorunda kalan tabiri caizse temiz bir kadını anlatan City Hall’un müzikleride güçlü. 🙂

Dizi bence Kim Sun Ah’dan çok erkek oyuncusunu ön plana çıkaran bir dizi. Ya da benim için öle. Buna rağmen Kim Sun Ah’ın komik tavırlarını göz ardı edemem. 🙂 Kadının seyirciye işleyen, abartıdan uzak bir oyunculuğu var. 🙂

4) I DO, I DO ile Kim Sun Ah televizyon ekranına geri dönüyor. 🙂 Bu Kore televizyonlarında hiç sezon arası felan yok mu arkadaş? Diziyi böle haftada iki gün yayınlama, her hafta yayınla, azıcık da bizim senaristler gibi konuyu uzat, bir sezonda çek. Fıstık gibi. 🙂 Yok bunlar diziyi hemen 16 bölümde bitir, iki hafta sonra kanala başka dizi çek. Böle senaryo mu yeter yahu?

Neyse bu genel eleştirimizden sıyrılıp I DO, I DO’ya dönüyorum. Kim Sun Ah bu dizide bir ayakkabı firmasının işkolik tasarımcısını canlandırıyor.  Kim Sun Ah’ı kısa saçlar ve sağlıklı bir vücut biçimi ile görüyoruz. Hatun ne Kim Sam Soon’da ki kadar toplu, ne de Scent Of A Woman’da ki kadar zayıf. Kilosu ideal yani.

Ama kilo ideal olunca sorunlar çözülüyor mu? Asla. 🙂 İşe yeni başlayan bir çalışan tarafından hamile bırakılıp, kadın doğum doktoruna aşık oluyor ve işte orda dram başlıyor. 🙂 Dizi genel olarak eğlenceli olacak gibi. Mayıs ayında yayına başlayacak olan dizi beklentileri karşılar bence. Kim Sun Ah yeter bile diyor bu postu burda bitiriyorum. 🙂

ÇELİŞKİLERİN KADINI

BİR GARİP RUH HALİ…

Bir garip ruh hali yaşamaktayım. 😦 Sabahın ilk nefeslerini aldığımda içimde bir kıpırtı vardı. Saçımı yıkayıp işe gitmek için hazırlandığım dakikalarda aynaya baktığımda kendimi beğenmiş ve yılanın deri değiştirme evresini yaşadığımı düşünmüştüm. Değişiklik zamanı olduğuna karar verip saçlarımıoldukça kısa kestirmiş, şimdiye kadar gümüş dışında bir şey takmamış olmama rağmen emitasyon takılar almıştım. Değiştiğime ve eskilikleri arkamda bıraktığıma inanıp içim neşe dolmuştu sabah.

Nerde efendim, nerde? Bende günü bu ruh hali ile tamamlama şansı nerde? Bir iş günü oldukça kolay da geçebilir, oldukça zorda.  Bu gün zor bir iş günüydü diyemem ama içimde bir sıkıntı var ahali. Ruh durumum çok garip ve karışık.

Aynı bu insanlar gibiyim. Sıkılmış ve bunalmış haldeyim.

İçimi rahatlatamıyorum, kafamdan sorunları ve yoğunluğu atamıyorum.

Kendimi sıkıştırılmış hissediyorum. 😦

Ben Olimposa karşı ayaklanan ve bu nedenle gökkubbeyi taşımakla cezalandırılan, omuzlarının üstünde dünyayı taşıyan Atlas mıyım? Değilim. Diyelim ki öyleyim, benim de sakinliğe ihtiyacım var. 😦 Belki yükümü taşıyabilirim ama biraz rahat bırakılmaya ihtiyacım var. Tek derdim yüküm olsun, bir tek omuzlarım yorulsun istiyorum. Çok mu şey istiyorum? 😦

Daha güzel bir güne uyanmak dileği ile…

TAKINTILAR ALEMİNİN YENİ ÜYESİ

SEVİYORUM ULEENNN!

City hall ile keşfettiğim, sesine bayıldığım Jung İn’in bu düetine bittim. Bitmekle kalmadım küllerimden doldum yahu 🙂

Şarkının güzel olmasının yanı sıra klibide oldukça güzel, kısa film tadında. Bizim sanatçılar neden böle klipler çekemezler?  Bir olumsuzluğum var ama. Jung İn bukadar balat sölememeli bence, ses tonunu düşününce daha alternatif bir türe ihtiyacı varmış gibi, yada benim o alternetif türlerde bu ses tonuna ihtiyacım varmış gibi. 🙂

Bu şarkı, bu şarkı çok hüzünlüymüş gibi dursada klibin sonlarına doğru ters köşeye yatırıyor. 🙂 Haha, seni seviyorum adam, hakkaten seviyorum. 🙂

İnsan hönk hönk nasıl ağlar? Ya çok ama çok uzun zamandır ağlamamıştır ve bir sinir boşalması yaşar yada biri gözlerine parmaklarını sokmuştur. 🙂 Eğlencesine. 🙂 🙂 😀

GÜNAYDINNN…

EĞLENCELİ 🙂 🙂 😀

Sözlerini anlamaya gerek yok ahali. Kendinizi ritme, kadının muhteşem sesine ve lalalala bölümüne bırakın, rüzgarla uçan yaprak kadar hafif, gökkuşağı kadar eğlenceli olun.

Şarkı, Jung İn’in muhteşem sesi ve artı sözleri ile City Hall’e pek çok yakışan ve dizinin bence en çok dikkat çeken parçasıdır. Scotty’nin, sevgili müzik çalarımın bir numaralı parçası olacağı kesin.

Sözlerini anlamaya gerek yok dedim ama sözlerde az buz değil yani. 🙂 Bu nedenle, neşeli olmak için, sadece bu nedenle…

Geurae Nareul Mitja (English) LyricsCity Hall Os

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live with that trust
Even if living with that trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live with that smile
My love should blossom in that smile

The sky is as big as two fists
Everything can be covered
Just like your conscience

My dream keeps falling apart

I’m being pulled once again into a world full of lies
I’ve been absorbed once again
I’ll forget everything and live on
But I’ll go back again
Just like my future

Welcome to the future, my babe

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live on trust
Even if living on trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live on smile

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live on trust
Even if living on trust makes you cry
Okay, I’ll smile
I’ll live on smile

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live with that trust
Even if living with that trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live with that smile
My love should blossom in that smile

Today, I’m full of thoughts again
You have many suspicions
Just like your greed
It keeps faltering

As if everything is like love
Again, this kind of reality
Just flows away
But gets nearer
Just like my future

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live on trust
Even if living on trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live on smile

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live on trust
Even if living on trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live on smile
hahaha ha

Okay, I’ll believe in myself
I’ll live with that trust
Even if living with that trust makes you cry

Okay, I’ll smile
I’ll live with that smile
My love should blossom in that smile

Fly high! Bring that big bad

[This Part Has No Translation Yet]

banchikhaewatdeon saramdeure bihae jogeum soljikhae
http://yuyaindou.blogspot.com
saramdeulkwa ooseokamyeo yaegihaedo
akmong soge shidallineun bamman kkeumjjikhae

‘chameul in’ja kaseume saegimyeo norin kihwe
deudieo hoobanjeone eodeun PK
na kipke kanjikhae ooseul ttaeka jeillo haengbokhae

Okay, I’ll believe in myself (lalalalalala)
I’ll live with that trust (lalalalalala)
Even if living with that trust makes you cry(lalalalalala)

Okay, I’ll smile (lalalalalala)
I’ll live with that smile (lalalalalala)
My love should blossom in that smile (lalalalalala)