KADER-KISMET İŞLERİ BUNLAR

🙂 KADERİM DE BU DAMI VARDI?

KADER’E TAKTIM AHALİ. 🙂

Vay anasını, bayram tatilinde işte böyle yağmurlar yaşadım. 🙂 Pek severim yağmuru, yağmurda yürümeyi, kokusunu, dokusunu. 🙂 Dur, konuyu dağıtma. Konu Kader. Kader’e de Faith’den geldim. Nöbetçiydim dün. Saat 4’e kadar, Faith izledim. İzlemem, yatarım diyordum ama yatamadım.:) Bırakamadım. İlginç, oyuncularını da öle aman aman sevmem yani ama konu beni aldı.  İtiraf etmeliyim, bir ara bunlar saçmalıyacak, bir Big vakası ( bir hüsran 😦 )daha diye düşünmedim değil. Ama olmadı. 🙂

Dizi soruları cevapsız bırakmamış, rahatlıkla izleniyor, dilin üstünde kayan şekerler gibi ama buna rağmen çok da güçlü bir dizi değil gene de illa ki gideri var. 🙂

Gideri olmasının farklı yan karakterleri, görsel cast seçimi ve konunun ilginçliği olduğunu düşünüyorum. Bu doktor, beyaz saçlı adam, olunabilecek en üst düzeyde itici olan kötü karakterler… Yan karakterler gayet iyi yani. Can sıkıcı kısımları yok mu? Var. Öncelikle kadının karakter devamlı bir ölümün eşiğinde? Neden ya? İki bölüm, olmadı 5 bölüm risk yaşasın tamam, tadı damağımızda kalsın yani ama öle olmadı. Yok zehirlendi, yok kaçırıldı, yok düştü, yok ateşlendi, yok zorla evlendirilmesi gerekti. Püf, bahtsız deve. 🙂 Birde kadın oyuncunun inandırıcılığı yoktu bence,özellikle ağlama sahnelerinde. Nerede Queen İnhyun’s Man deki hastane yatağında ki hıçkırıklı ağlama nerede bu. Karşılaştırılmaz bile.  Koydum aşağıya. Hangi insanın yüreği cız etmez böle ağlayan bir kadına ya?

Reklamlar

HUSH LITTLE BABY

NİNNİLER EŞLİĞİNDE UYKUYA DALMAK… 

Yanında biri varken korkusuzca gözlerini kapayabilmek ve uykuya dalabilmek yeri değiştirilemeyecek güven seviyelerinden biri olmalı. 🙂 Gerçi bu ninni ile her zaman, her yerde uyuyabilirim. Uyumakla kalmayıp, kalktığımda tekrar dinlemek bile isteyebilirim.  🙂

İçim huzur doldu. 🙂

Anneem, bu ne? 🙂 🙂 D

HUZUR ISLEDI EN KUCUK HUCREME

BANA HUZURUN RESMINI CIZEBILIR MISIN USTAT?? Insanlarin isime karismasini sevmiyorum, birilerinden yardim almaktan da hoslanmiyorum. Yardim aldigimda, ozellikle iyi tanimadigim kisilerden kendimi buyuk bir borcun altina girmis gibi hissediyorum. Hic sevmedigim bir duygu durumu. Senden birsey isteseler hayir diyemezmissin gibi. Diyemem de, kendimi biliyorum. Borcluyum ya. Ondan. Iste tam da bu sacma duygu ve dusunceden dolayi kendi ayaklari ustunde durmanin ve kotu zamanlar icin birine guvenmemenin onemine inaniyorum. Hatta ileri gidip insanlarin zor zamanlarinda orada olacagina guvenmenin kisiyi gucsuz kilacagina inaniyorum. Hep birinin sana yardim edecegini bilmek kisiyi bagimli hale getirir diye dusunuyorum. Biraz buyuk konustum ama dusunduklerim bu gercekten. Kimseye guvenmiyor muyum? Guveniyorum tabi ki, hemde fazlasiyla. Guc zamanlarimda yanimda olacagina %100 emin oldugum kisiler var ama bu kisileri sinirli tuttugumdan bagimli bir iliski ve davranis bicimi gelistirmedim. 😉 😉

image

Annem, babam ve abim tek guvendiklerim. Okuz gibi aglayip, essek gibi kizdigim yegane insanlar. Beni anliyacaklar biliyorum, anlamasalar bile onemli olan anlamalari degil benim iyi olmam. Bu nedenle, tam da bu bencil nedenle en huzurlu oldugum yer ev, annemin kollari. 😉

image

Sorunlarimin yogun oldugu, artik dayanamayacagimi dusundugumde aklimda tek yer canlaniyor; EV. 😉 Eve gitmek, aile ile vakit gecirmek, kumsalda yurumek, dalgalarla oynamak, deniz kabugu toplamak, Akdeniz’e karsi kadeh kaldirmak… 😉 Vay anasini canim nasil abimi gormek ve bira icmek cekti. 😉 😉 Bu arada fotograflar Alanya sahilleri, ben cektim. 😉 😉

ALANYA SAHILLERI ;) ;) ,)

Alanyada kis yagmurlu olur;Alanyada yagmur bir guzel olur.

image

Sahil boyunca yuruyorum sabahlari, yaklasik 1 saat. Ozlemisim yagmurlu havada deniz kenarini, gokyuzunu, kumlari ve dalgalari. Cesaretimi toplayabilirsem denize de giricem. 😉
Puantiyeli bikini bile aldim. Yarin diyorum…

image

Bir huzur var icimde. Evde olmak, olmayi en iyi hissettigim asama. 😉 😉 Hic ise donmek istemiyorum. Emekli olmak ve deniz kenarina yer

%100 ÖZGÜVEN

ÖZGÜVEN-KENDİ KENDİNE DUYULAN GÜVEN

Güçlü durabilmek ve bu hayatın tadını çıkarabilmek hatta yıpranmamak için bile gereken en basit kıstaslardan biri özgüven, arkadaşım. Lan yapabilir miyim? Yapamam galiba; şüpheliyim. Bunlara benzer cümleler kurmak zaten kahvede çıkan yollarının sonunu görememeye neden oluyor. Kahvede çıktıysa o yol, ufak adımlarla ya da 4 nala o yola gidilmeli. Buddha usta ne demiş, “Gerçekliğe giden yolda insan iki hata yapabilir: Sonuna kadar gitmemek ya da hiç başlamamak.” 

Hiç başlamamak sanırım daha yaralayıcı, benim için en azından. Başlayıp da bitirememek de can sıkıcı olsa da  ben elimden geleni yaptım, olmadı, evren benden yana değil ve benzeri cümlelerle kendini vicdan azabından uzaklaştırabiliyorsun. 🙂 Yola koyulamama noktasında güven eksikliği olduğunu düşünüyorum. Halbuki bu dünyada önce kendine inanmalı insan. Sen kendine inanamıyorsan kim sana inansın?  Bununla beraber ukala insanlardan nefret ederim. Özgüven ile ukalalık aynı kefeye konmamalı. Ben bilirim, ben yaparım tavrı üstünden hiç düşmeyen insanlar hiç tolere edemediğim tiplerdir ki genelde toleransım çok ama çok yüksektir. Birçok olumsuz davranış biçimini hatta tutumu gözardı edebilmeme rağmen ukala insanlarla aynı ortamın havasını solumaya katlanamıyorum. Kendimi öyle insanlar ile aynı masada düşünmek, o gereksiz tavırlarına şahit olmak ve hatta katlanmak zulüm. 😦 😦 Peki bu kadar ıvır zıvırı neden yazdım. Tek nedeni var. CEM ADRİAN!

Ne alaka? Bakınız şekil 1-a

Cem ADRİAN kendine güvenmeyen bir müzisyen olsa albümünün kapağına ya son modaya uygun giyinmiş olan ya da belki de giyinmemiş olan bir adam koyar, içine de bir sezonda unutulacak şarkılar koyardı. Anlattıklarımın benzerleri yok mu? Dolu. 🙂 Ama adam üstüne fotoğrafını bile koymaya gerek duymamış. İsmi de yeter zaten. En kısa zamanda albumü edinip dinlemeli. 🙂

GECE GECE MORAL DEPOSU :)

GENE DE HERŞEY GÜZEL GİBİ BİR HİSSİM VAR!

Uzun süredir hayatım zor ve çetrefilli. Son dönemlerde toparlar gibi oluyorum ama toparlar gibi olmak moral düzeltmeye yetiyor mu? Tartışılır. 🙂 Yüksek Lisansa başladım. Derslerde anamı ağlatıyolar. Gene de bundan zevk alıyorum. Okumayı ve öğrenmeyi seviyorum. 🙂

Gelelim aşşağıda ki şarap şişelerine. Şirince İzmire bağlı küçük bir köy. Selçuk taraflarında. Şarağları ile ünlü. Bu şişelerde de orada yapılmış şaraplar vardı, artık yok. 🙂 🙂 Ben bir başıma 5,5 kadeh içtim. 🙂 Hoş sohbet, hoş şarap, kahkahalar, güzel şeyler bunlar azizizm. 🙂 🙂 Yarın, daha iyi düşnebilirken ve daha iyi ifade edebilirken gene yazarım, belki de yazmam. Amaannnn. 🙂 🙂 🙂 İyi geceler….

image

BEING UNIQUE!!!

BU YAZININ MOTTOSU BEING ORDINARY IS UNIQUE

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki herkesin ilginç bir yanı olması gerekiyor. İlginç, farklı olmadığınız zaman yok gibi birşeysiniz. Muhakkak farklı bir hoby, hava atacak bir alışkanlık-ilgi alanına sahip olmalısın, yüksek eğitim yapmış olmalısın. Nedir bunun temeli? Sıradanlıktan uzaklaşma çabası, kendisinden tatmin olma isteği, popüler kültüre dahil olmama endişesi. En önemlisi mülkiyet kavramı ve getirdikleri sanırım. Ben olmalıyım, başkalarının sahip olmadıklarına sahip olmalıyım, hatta onlardan daha iyi olmalıyım. Yazdıklarım kişisel gelişimi desteklemeyen bir tavır olarak algılanmasın, çok destklerim hatta. Karşı çıktığım sıradan olmama çabası içersindeyken kendini parçalayan ve ironik biçimde sıradanlaşan insanlar.

Sıradışı isen zaten bunu engelleyemezsin, sıradışı isen zaten bunun için fazla çaba sarfetmeye ihtiyaç duymazsın, öylesindir zaten; istem dışı. 🙂 Sanırım şuanda sıradışı, farklı olmayan, sıradan insanlar gayet sıradışı oluyorlar, istemeden. 🙂 Sıradışılığa nasıl mı geldim? Orta halli bir film izleyip, filmin varoluş amacını aşan eleştirel düşünceler diyarına daldım. 🙂 Yapıyorum bunu. 🙂 Bazen de tamamen eleştirel filmleri ikinci kere hiç düşünmüyorum. 🙂 Öyle de sıradışı bir kadınım. 🙂 🙂 😀

ORDINARY LOVE- SIRADAN AŞK

Filmin kaç yapımı olduğunu bilmiyorum, film demek de yanlış aslında 4 bölümlük uzun bir dizi. Drama Special ayağı altında bir çok benzeri var. 🙂 Kafa dağıtma amacı ile izlenesiler. Kısaca ağabeyinin katilini ararken, katilin kızına aşk besleyen ve beslenen aşkın da karşılık bulduğu fakat mutlu sonlanmamak ile mutlu sonlanmak arasında karar veremeyen bir film.

Filmin oyuncuları göze batacak seviyede değil, senaryo aman aman güçlü değil buna rağmen gözümü kırpmadan izledim. 🙂 Çok büyük de bir rahatlama yaşadım hatta. 🙂

Esas kız katil bir babanın kızı olmanın yarattığı sosyal baskıyı dibine kadar yaşamaktadır ve bir dışlanmış dişi olarak hayatını idame etmektedir. Senelerdir polisten kaçan babasını görmemektedir ve büyük bir özlem çekmektedir, aynı zamanda babasının katil olmadığına inanmaktadır. Esas oğlan ise annesinin dırdırları üzerine abisinin katilini bulma umudu ile şehre gelen ve esas kız ile çaktırmadan ilişki kuran ve bu süreçte aşık olan bir adam. Esas karakterlerimiz hasarlı biraz. Kadın kendini suçlu hissettiğinden sosyal ilişki kurmaktan çekinir, adam ise annesinin kendisini sevmediğine inanır ve sağlıklı bir aile ilişkisi geliştiremezler.

Kadın çok kararlıdır ve ne istemediğini bilir bu nedenle adamın kim olduğunu öğrenince iletişimi sonlandırmayı dener. Çift kızın babasının katil olmama ihtimalini uyandıran bilgiler elde etmeleri sonucunda çift bunu kanıtlamak için iletişimi koparamazlar. kadın kendini daha da kaptırır ve doğal olarak daha çok yaralanır. Sonunda kadının babasıın katil olduğu ortaya çıkar ve kadın adamla ilişkisini, içi istmese de tamamen sonlandırı. Adam ‘kaçak.’ der, kadın ‘nereye gidersek gidek, ben bubamın kızıyam.’ der. Çiftin aslında yoğun yaşanmamış aşk hikayesi biter. 🙂 En sonunda adam telefonda birine sıradan bir kadın tarafından terkedildiğini söyler, kadın bir süre ağlar,sızlar ama iyileşme sürecini tamamlar ve eskisinden daha mutlu olur. Çiftin yolları bir süre sonra keşicek gibi olur fakat birbirlerini görmezler ama biz her ikisinin de mutlu olduğunu görürüz. 🙂

Aslında çok da başarılı olmasa da film beni çok etkiledi. Hatta ağlattı. 🙂 Böle hıçkıra hıçkıra değil ama sırım gibi ağladım, sessiz ve sedasız. Aktılar sadece, hem burnum hem gözümün yaşı. 🙂 Belki duygusal rahatlık yaşadığımdan, belki kadının kararlılığını kendime benzettiğimden, belki her ikisinin de hasarlı oluşu ve birbirlerinde ki hasarları görmeyişlerinden etkilendiğimden, belkide hepsi birden filmi çok beğendim. Tekrar İzleyebilirim. Aynı derece etkilenir miyim? Bilmiyorum. 🙂 Ama tekrar izleyebilirim, kafa dağıtmak, toz penbenin yumuşaklığında bir film izlemek isteyenelere şiddetle önebilirim. 🙂

Son not: söylemesem çatlardım. 🙂 Ben ne sevdiğimden çok ne sevmediğimi biliyorum. Seneler içinde sevdiklerim o dönemki ilgi alanlarıma göre değişse de sevmediklerim değişmiyor. 🙂 İlginç bir durum ama ne yazıkki böyle. Sıradışı mıyım? Amaaaann, kimin umrunda ki?