China Mieville!!!

Son Zamanlarda Okuduğum En İyi Yazar

Lise ikideydim sanırım, belki de lise üçteydim ( o zamanlar lise 3 seneydi, fii tarihinde 🙂 ) ilk bilim kurgu romanımı okuduğumda. Daha önce hiç bilim kurgu okumamıştım ve ilk kitabım Dune Çöl Gezegeni olduğundan zorlanmıştım biraz. Buna rağmen inatla okumaya devam ettim ve yaklaşık 150 sayfa sonunda kitapla beraber akıyordum. Senelerce kitabın aynı yayınevinden çıkmış serisini tamamlamak için uğraştım ve tamamladım da. Dune serisini 3 kere okudum ve her okuduğumda başka bir tat aldım. Kitap okumayı seven her tanıdığıma da önerdim seriyi; sanırım etrafımda bilim kurguyu seven olmadığından pek ilgilenmediler. 🙂 Ben gene de devam ettim önermeye. 🙂 🙂

Bilim kurgu sevgim Dune ile başladı ve başka kitaplar ile devam etti, zaman içerisinde bilim kurgu sevmekle beraber fantastik kurguya yöneldim yavaş yavaş. Son zamanlarda okuduğum Perdido İstasyonu Sokağı ise en iyiler arasında yerini aldı ki yazar China Mieville’in en iyi romanı olmadığı gibi yorumlar var. 🙂 İçimdeki China sevgisini varın siz düşünün. 🙂

China-Mieville-1

China’nın resmini koyduktan sonra kitaba geçiyorum. Yazarın fotoğrafını bilerek koydum. İnsanlar fantastik edebiyatı, bilim kurguyu sadece HAWKING gibi adamlar yazıyor sanıyor ve çok yanılıyor. Görün işte China’yı. 🙂 Tatlı adam değil mi? Neyse kitaba geliyorum.  Kitap güzel bir Türkçe ile çevrilmiş, akıcı devam eden bir macera. Kitap üç karakterin ağzından yazılmış farklı bölümlerden oluşuyor. Hepsi aynı şehirde fakat farklı hikayeler anlatıyorlar, bu hikayeler birbirleri ile çakışıyorlar. Kitapla ilgili ipucu vermemek için mümkün olduğu kadar üstü kapalı yazmaya çalıştım ama 🙂 eklemeden geçmeyeceğim Garuda Yagherek’in ağzından yazılmış bölümleri pür dikkat okuyup, üslubuna bayıldım. China kitapta farklı karakterlerin anlattığı bölümleri farklı üsluplarla yazmış. Garuda Yagherek için örneğin hafif şiirsel ve devrik cümleler tercih etmiş ve bence Yagherek’in yaşadığı acı için bu çok da yerinde olmuş. Aynı zamanda örümceğin bölümleri de oldukça lezzetliydi. Yapma Amomavali, kitapla ilgili spoiler verme!!!!

perdido

Kitabın karakterlerinden, kendi etkilendiklerimden, bahsettim ama tekrar yapımları yazmadan edemeyeceğim. Kitabı bitireli yaklaşık ay oldu fakat tekrar yapımların çalıştığı genelev bölümünü hala hatırlıyorum. Bir suçun cezası olarak, askeri amaçlı ya da iş bulmak için vücutları değiştirilenler… yapılan kozmetik ameliyatları düşününce neden olmasın dedirtiyor ve bedene müdahaleyi tekrar düşündürüyor. bunlarla beraber kitap aslında karakterlerin başından geçenler üzerine kurulmuş, tekrar taraflı bir kitap değil. Perdido Sokağı İstasyonu bir kent romanı. Bir çok yaşam formunu barındıran, bence anti ütopya formunda olan Yeni Crobuzon tüm karakterleri kapsıyor ve bize biraz heyecanlı biraz karamsar, biraz marksist bir macera anlatıyor.

Perdido Sokağı İstasyonu bana serinin ikinci kitabını aldıracak kadar iyi ve ödüllü bir kitap. China Mieville’i öneriyorum. Okuyun, okutun.

HEP MUHARREM Mİ OKUSUN?

OKU AMOMAVALİ OKU!!!

image

Kitaplık dolusu, hatta kitaplığa sığmayan kitapların sahibi olarak Muharrem’e okumayı öğütleyen zihniyete bayıldım.

Oku Muahrrem oku’nun içeriğini hiç beğenmesem de, okuma eyleminin gerçekleştirilmesi için yapılan baskı ve ısrara bittim.

Muharrem’e yapılan baskı ve ısrarın nedenlerini paylaşmamakla beraber,

Muharrem’in yaşadığı okuyamamak gerekçelerini içimde yaşayarak, kendime tekrar hatırlatıyorum;

AL AMOMAVALİ AL; KİTAPLIK AL

ve

OKU AMOMAVALİ OKU

ve hatta

Oku oku adam ol büyük ol gemileri kurtar kaptan ol 
Oku oku adam ol sorun ol ona buna yama ol zengin ol 
Oku oku adam ol kendin ol sonunda lütfen deli ol 
Oku oku adam ol vezir ol şah ol mat ol rezil ol 

GEREKSİZ BAŞLIK # 4

Başlığa, açıklamaya, yoruma ihtiyaç duymuyorum.

Öylesine,

içimden geldiğinden

ve belki de

en zor vedalaşmaların en içteni olduğundan;

“Now cracks a noble heart. Goodnight, sweet prince,

and flights of angels sing thee to thy rest.”

≈≈≈≈≈≈

“Bir soylu yürek durdu, iyi geceler, canım prens.

Meleklerin ninnileriyle uyu son uykunu!”

 

IMDB’DEN GÜZEL HABERLER…

THE HOST, GEL GÜZELİM 🙂

The Host, Göçebe. Alacakanranlık serisinin yazarından -bence Alacakaranlık’tan çok daha güçlü- bir başka roman. Okurken etkilenmiş ve bazı yerleri tekrar tekrar okumuştum. Melani’nin hapis tutulduğu küçük delikte sanki ben vardım. Kitap güzeldi, fragman da güzel gözüküyor ama umarım kitabın tadını kaçırmazlar. İlişkileri yüzeysel yapmasalar ve kızın kardeşine olan bağını yeterli verseler, başka birşey istemiyorum. Ha bir de Gale’di galiba, esas oğlanın ele geçirilmiş Melanie’ye olan karmaşık, çelişkili duygularını hafifletmeseler yeter. 🙂 Çok şey mi istedim?

 

Açlık Oyunları’nın filmini beğenmiş ama yetersiz bulmuştum. Bunda bir tık daha iyi birşey bekliyorum. Yoksa film izlemeyi felan bırakıp kendimi kitaplara vericem. 🙂 Zaten elimde beni buna doğru şiddetle iten bir kitap var: Rüzgarın Adı. Tamamen bir başka postun konusu, adı geçirilip bırakılacak bir şey değil. 🙂 Okuyun anam, benim bitirip yazmamı beklemeyin; okuyun.

NO OYUNU DERKEN?

D&R’IN GARİP KİTAPLARI 🙂

Bu D&R’ı kim kurmuştur ki ya? Hangi zihnini ve ticaret anlayışını sevdiğim insan? 🙂 Bu D&R’ın bir varisi varsa, ona eş olmak, hisselerini paylaşmak istiyorum. 🙂 Düşünsene D&R gibi bir dükkanın var ya. 🙂 Vay anasını, hayat işte o kitap severe güzel ya. 🙂

Gece gece D&R nerden mi çıktı? Nerde D&R görsem uğrarım ben.  Bulunduğum şehir, para durumum asla fark etmez. Orası görüldüğünde girilecek, girildiğinde alışveriş yapılacak bir yer benim için. 🙂 Yaklaşık 1 sene önce Bornova Forum’a gitmiş ve oradaki D&R da saatlerimi geçirmiştim. Bıkmadan. 🙂 Hatta bir çift ergen genç kızın konuşmasına gülsem mi ağlasam mı bilememiştir. Genç kızlar tip itibarı le ‘İnek öğrenci’ profili çizsede, kullandığı sonradna icat edilmiş şivesi ile tiki kızlardı. Ağızlarını yaya yaya, a harfini kısa kesmeden, uzata uzata konuşuyorlardı. “Beni buraya gömün yaaaaa…” Ergenlerle gönül birliği kurduğumuzu hissettiğimden popüler kültürün etkileri okadar canımı sıkmamıştı. Neyse konuyu dağatmayalım, 🙂 demem oki yazlık tatilde bile D&R a girip kitap almışlığım var. Ya yazlık tatilde denize gidersin, havuza gidersin, bara gidersin… Gibi yani. 🙂 Ama yok.

Bir süre önce Aydın D&R da bulunan tezgahların birinde bu kitaba rastladım; ALTI ÇAĞDAŞ NO OYUNU. Önce Bu No Oyunu ne olaki dedim, derken kitabın arkasını okudum ve kitaba takildim kaldım.

3 çeşit Japon Tiyatrosu varmış, bu No Oyunu da bunlardan biriymiş. Ben oldum olası sanatın toplum için yapıldığına ve toplumu yansıttığına inanırım. Bu nedenle Japon Tiyatrosunu ve doğal olarak Japon toplumunu anlatan kitaba kayıtsız kalamadım. Kitabı alır almaz bitirmedim, sakin sakin okudum.

Kitabı aldığıma ( sadece 5 liraya aldım ve kitap 1991 yılı basımı ve baya nostaljik ve egzotik bir havası var. ) hiç pişman olmadım. Etkilendiğim cümleler var, sürükleyerek okudum oyunlar var. ama asıl dikkat çeken, Batı özentisi içindeki yoplumun kendi kültürüne ait bir olguyu yok etme çabası. 😦 Biz de Orta Asya’dan göç ettik ya, bu saçma davranış bizde de var. 😦 Sonuçta, oyunların popüler olmadığı zamanda oyunlara bağımlılığını yitirmeyen ve öğrenci yetştiren ustaların da katkıları ile oyunlar hala ayakta.

Peki bu No Oyunu ne? Genelde kadın oyuncuların olmadığı, oyuncular erkek olduğu, sahnenin hemen yanı başında davulcuların olduğu, oyuncunun yürüş hareketine ve ritmine çok dikkat ettiği, maske giydiği, oyuncuların baba mesleği olarak bu sanatı öğrendiği bir tiyatro türü.

Youtube dan buldum ve dakikalarca izledim. Dikkat dağınıklığı yaşamak oldukça zor, maske, makyaj, sesler ve davullar seni kolaylıkla konunun içine sokabiliyor.

Kşitabı bulmanızı ve okumanızı, No Oyunlarını kısada olsa izlemenizi tavsiye ederim. İlginç bir deneyim olacağı çok açık. 🙂

KARIŞIK ZAMANLAR…

KAFASI KARIŞIK, RUH HALİ DARMADAĞIN BİR KADIN…

Bu aralar bir sıkıntı, bunaltı var üstümde. Sosyal hayatım çok ama çok yoğun. Gitmem gereken yerler, gitmekten hoşlandığım yerler hiç bitmiyor, buna rağmen bir sıkıntı var içimde, tam yüreğimde. Olmıycak konularda ağlama iç güdüm bütün diğer güdülerimi bastırabiliyor. Moralimi düzeltmek için çok ama çok uğraşıyorum, bazen başarıyorum bazen başaramıyorum. Bu ağlak, sinirli ve tatminsiz durumum ne zaman bitecek? Bitsin artık. 😦

Uzun zamandır aradığım bir kitap vardı, Abelard ve Heloise’nin Mektupları isimli. Arkadaşlarım aradığımı bildiklerinden bana bulmuşlar saolsunlar. Hediyemi alalı bir süre oldu aslında ama yakın zaman kadar başlayamadım okumaya.

Kitap aslında aradığım kitap değil. Ben Abelard ve Heloise’in mektuplarının kitabını istemiştim. Bu kitap o mektuplardan oluşturulan bir tiyatro oyunu. Mektupların aslını bulmakta çok zorlanıyorum, yeni basımı zaten yokmuş. Çok fazla çevirisi de yokmuş. E kadın  ne zor ediyorsun, bu kitapta ne var? gibi cümleler aslında gayet mantıklı cümleler.

Abelard döneminin aykırı filozofu, Heloise ise oldukça güzel bir kadın. Heloise Abelard’ın öğrencisi olmuş ve bu dönemde çiftin arasında bir ilişki başlamıştır. Heloise’in dayısı bu ilişkiyi duyar ve Abelard’ın hadım edilmesini sağlar. Heloise bir manastıra kapanır. Çift son anda evlenmiş ve gayri resmi birlikteliklerini ortadan kaldırmış fakat gene de buluşamamışlardır. Bu çift arasında yazılmış olan mektuplar kitap haline getirilir. Abelard artık filozofluğu ile değil Heleoise’nin aşığı olarak tarihe damgasını vurur. 🙂 Bir filozof için kötü bir tanınma biçimi.

Elin… Elin değmiş bu mektuba.

Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama…

Elbette tanıdım yazını; değişmemiş hiç.

Değişen birşey olmadı zaten, acı bile aynı acı.

İlk mektup bu dizelerle başlar. Heloise’nin mektupları daha yakın, yürekler ısıtabilen mektuplar iken Abelard’ın ki okadar kolay akmayan mektuplardır.

Çift öldüklerinde birleşmeyi, aynı yere gömülmeyi arzular. Kitabı okuyan hutun kişi ( ben oluyorum) kitabı okumaktan çok zevk alır ve mektupların aslını bulmak için daha da hırslanır. 🙂 Huzursuz ve sıkıcı günleriden biraz da olsa kitabın katkısı ile uzaklaşır, her önüne gelene önerir.

DUBROVSKİ

BİR İNTİKAM HİKAYESİNİN RUSÇASI

Dubrovski, Mehmet Ali ERBİL’in dilinde dolaşan, saçma sapan, uydurma bir kelime değilmiş. 🙂 Dubrovski, babasının ölümüne neden olan arsız soyludan intikam almak yoluna baş koyan bir başka yarı soyluyu anlatan, kolay okunabilen, okurken Puşkin ile bir şömine başında sohbet ediyormuş hissi uyandıran oldukça güzel bir eser. Okuyun ve okutun anacım.

Puşkin ruhun şad olsun, üstat.