BERBAT GÜNLERİN SONUNA…

BİTECEKSİN SENDE HERŞEY GİBİ 2012, BİTECEKSİN VE NEŞELİ SENELER GELECEK. İŞTE TAM DA BU NEDENLE KENDİMİ ŞARKIYA BIRAKIYORUM.

%100 ÖZGÜVEN

ÖZGÜVEN-KENDİ KENDİNE DUYULAN GÜVEN

Güçlü durabilmek ve bu hayatın tadını çıkarabilmek hatta yıpranmamak için bile gereken en basit kıstaslardan biri özgüven, arkadaşım. Lan yapabilir miyim? Yapamam galiba; şüpheliyim. Bunlara benzer cümleler kurmak zaten kahvede çıkan yollarının sonunu görememeye neden oluyor. Kahvede çıktıysa o yol, ufak adımlarla ya da 4 nala o yola gidilmeli. Buddha usta ne demiş, “Gerçekliğe giden yolda insan iki hata yapabilir: Sonuna kadar gitmemek ya da hiç başlamamak.” 

Hiç başlamamak sanırım daha yaralayıcı, benim için en azından. Başlayıp da bitirememek de can sıkıcı olsa da  ben elimden geleni yaptım, olmadı, evren benden yana değil ve benzeri cümlelerle kendini vicdan azabından uzaklaştırabiliyorsun. 🙂 Yola koyulamama noktasında güven eksikliği olduğunu düşünüyorum. Halbuki bu dünyada önce kendine inanmalı insan. Sen kendine inanamıyorsan kim sana inansın?  Bununla beraber ukala insanlardan nefret ederim. Özgüven ile ukalalık aynı kefeye konmamalı. Ben bilirim, ben yaparım tavrı üstünden hiç düşmeyen insanlar hiç tolere edemediğim tiplerdir ki genelde toleransım çok ama çok yüksektir. Birçok olumsuz davranış biçimini hatta tutumu gözardı edebilmeme rağmen ukala insanlarla aynı ortamın havasını solumaya katlanamıyorum. Kendimi öyle insanlar ile aynı masada düşünmek, o gereksiz tavırlarına şahit olmak ve hatta katlanmak zulüm. 😦 😦 Peki bu kadar ıvır zıvırı neden yazdım. Tek nedeni var. CEM ADRİAN!

Ne alaka? Bakınız şekil 1-a

Cem ADRİAN kendine güvenmeyen bir müzisyen olsa albümünün kapağına ya son modaya uygun giyinmiş olan ya da belki de giyinmemiş olan bir adam koyar, içine de bir sezonda unutulacak şarkılar koyardı. Anlattıklarımın benzerleri yok mu? Dolu. 🙂 Ama adam üstüne fotoğrafını bile koymaya gerek duymamış. İsmi de yeter zaten. En kısa zamanda albumü edinip dinlemeli. 🙂

KAHKALARIM GERİ DÖNDÜ…

RUH HALİ: GECENİN BİR VAKTİNDE KOCAMAN BİR GÜLÜCÜK VAR YÜZÜMDE

🙂 🙂 😀

Gün güzel başladı ahali. Uzun zamandır ama gerçekten uzun zamandır zor zamnlar yaşıyorum. En son iş yerimin bahçesinde ” Hayat beni sevmiyor.” diye sessiz sedasız ağladım hatta ki halka açık alanlarda ağlanmasından – yanlış ifade etttim ağlamaktan demeliydim, yani bu eylemi kedndim gerçekleştirmekten- hiç ama hiç haz etmem. Buna rağmen tutmadım kendimi, ağladım gitti. O kadar kötü gidiyordu yani hayat. Aklıma geldikçe Susan Miller’a sövüyordum. 2012 yılı Kova burcunu “Yılın 2. yarısı sizin için çok iyi geçecek.” diye yorumlamasına rağmen 9. ay oldu kahkalarım yeni yeni odaları doldurmaya başladı.

Bugün kü moral yüksekliğinin nedni ise sanırım sabahtan beri kendimi iyi hissetmem. Bir süre önce abim bana bir papyon almıştı, ama hazır olanlardan değil, bağlanması gerekenlerden. Çok istiyordum öyle birşey ama aksesuar olarak kullanmaya cesaret edememiştim. Bu sabaha kadar 🙂 Ne bekliyorsun kızım? Nerde görmüştüm ben onu ya? Çamaşır çekmecemdemiydi? Tişörtlerin yanında mı? derken buldum, çıkardım ve taktım. İşte o moralimin yükselmesi için oldukça büyük bir kaldıraç oldu. Ardından Nüfüs Müdürlüğünde ki işlerii hallettim, ardından Yüksek Lisans için kayıt yaptırmaya çağrıldım, ardından tamirde olan telefonumu sorunsuz aldım, iş yerine gayet rahat bir araba ile ve hoş sohbetler arasında gittim. Bütün bu mutluluk verecek olayların yanı sıra diyetimin son günüydü. 🙂 mutlu olmak için bir sebeb daha. 🙂

İş yerinde ki sorunları takmadım, ortam gerldikçe uzaklaşttım hatta. 🙂 Doğru taktik. Kendime rahatlatıcı bazı müzükler açmaya yeltendim ve bir baktım youtube’dan 10 Cm dinliyorum ve oda arkadaşıma sözlerini çeviyorum 🙂 Derken bir başka oda arkadaşım dikildi başıma ve dedi ki é Gene bu Tatarları mı açtın?” Bir de güzel güldü ki sonunda birşey diyemedim. 🙂 Hemen aşşağıya ekliyorum. Bu gruba bittim yahu, sözlerine ve müziklerine, ticari anlayışı sanatçıların iç çamaşırına kadar yansıtan bir sektörde menajerleri olmadan müzik yapan bu adamlara ve mahhallenin efendi çocukları duruşlarına bittim. Müzikler hem eğlenceli, hem hafif, hem etkileyici. Vay anasını, çok güzel şeyler yazdım ya 🙂

tonight ı am afraid of dark/10cm

Mesai güzel geçti anlayacağın. Mutlu geldim eve. Diyetimin son yemeğini hazırladık ve yedik. Diyetin yarın sona ermiş olacağını bilmek o son yemeği nasıl zevkli hale getirdi anlatamam. 🙂  Hemen görsel ekliyorum.

Evet, bütün bu karnıbahar, ton balığı ve kavunlar benim payıma düşenler. 🙂 Üstelik ardından da iki top vanilyalı dondurma var. 🙂 Diyeti hayırlısı ile bitirdim ve çok memnunum. Adını tekrarlıyorum: Amerikan Kalp Vakfı’nın acil ameliyat olması gereken hastalara önerdiği, 3 günlük şok diyet. Kısa sürede kilo verdiriyor. Amacı da bu zaten. Ama kısa sürede kilo verdiriyo derken sizi ölümüne aç bırakmıyor. Yanlış anlaşılmasın. 🙂 Hataya bir tur daha yapmaya karar verdim hatta. 🙂 O kadar memnunum yani. 🙂

Gecenin devamına gelince ojelerimi yeniledim. Yarın Berlin Flarmoni Orkestrası’nın Efes Harabelerinde ki konserine gidicem de, hazırlık yapıyorum. Tırnaklarımda güzel oldu, hakkını yememeliyim.

Fotoğraf çok güzel çıkmadı ama, yakından gayet güzeller. 🙂 Moralimi yeteri kadar yükselttiler. Bir ojeden başka ne beklenebilir ki?

Ardından sevgili blog severler, This Means War’ı yeni ev arkadaşım ile birlikte izledik. Ne güldük ya. 🙂 Film romantik komedi, komedisi daha baskın ama. Film ile ilgili düşüncelerimi daha önce yazmıştım. https://ambaleizdusumler.wordpress.com/2012/03/15/bu-savas-demek/ Bakınız şekil 1/a 🙂 Bir vakit önce film için yazdıklarım hala geçerli.  Bu aslında oldukça kötü olan eleştirime rağmen sinemada uzun süredir atmadığım kadar büyük kahkahalar atmama neden oldu film. diye yazmışım. Aynı kahkahaları tekrarladım, hatta arkadaş ile yaptığımız konuşmalar ve yorumlar ile birlikte dozunu bile arttırdım. 🙂

Şimdi, yüreğim hafif, yüzüm güleç yatma vaktidir. Saat 00:18. 🙂 Gece kuşu uyumaya gitmeli, yarın öenmli işler var. Gene de, gitmeden önce, günün son şarkısı olsun. 🙂

Hug Me/ 10cm

🙂

COME BACK- GERİ DÖNDÜM.

HEP DÖNEYİM DEDİM, DÖNEMEDİM, DERKEN İŞTE GELDİM!

SELAMINALEYKÜM AĞALAR.

Uzun süredir yazmak istiyorum ama başıma neler neler geldi, değil bloga yazı yazmak tuvalete bile zor gittim. Evime hırsız girdi, soyuldum! Hemde birçok şeyimi aldı götürdü! Nelerin gittiğini saymak bile istemiyorum, okadar çok!!! Taşındım tabi ki. Tam bu dönemi aştım, ileriki maçlara bakıcam dedim ve yüksek lisans başvurusu yaptım. 🙂 Kazandım da, ama kayıt tarihini kaçırdım ya! Çok ama çok üzgünüm. Mazeret kaydı için başvuruda bulundum sonucunu bekliyorum.

Moralimi yükseltmek istiyorum, bu ulu amaç için yapmadığım kalmadı. İş yeri sorunlu, özel hayat sorunlu, kafa da gerginlikden oluşan baş ağrıları. Kendimi müziğe verdim ve aşşağıda ki şarkıyı sesli söylerken buldum. Müzik dediğin budur, müzik aletlerini duymak ve ritmi içinde hissetmekdir.

BUHRAN

ZOR BİR DÖNEMİN DIŞA VURUMU

Zor bir dönem geçirdim, halen geçirmekteyim. Şimdi dha rahatım ama gene de sorunlar devam ediyor. İşin kötüsü sorunlarımın çoğunun iş nedenli olması. Herkes yıllık izne gitti, ben böle sap gibi kaldım ve çok bunaldım. İşte bu bunalma döneminde hiç içimden yazmak gelmedi. 😦 Belki yazsam daha kolay rahatlardım ama içimden gelmedi. Bunun da bir davranış biçimine dönmesini engellemek için bir yerden başlamak gerekiyordu. 🙂 O yer işte tam bu yer ve Cold Play.

Cold Play’e ölüp bitmiyorum, farklı duruşuna va bazı şarkılarına meylim var sadece.  Bu nedenle, nöbetten çıkmış bedenimi ve zihnimi uyadırmak için sesini mümkün olduğunca açıyorum. Nobody knows…

MAMO DO!!!

ANAM NE YAPARDI; BABAM KİMİ VURURDU?

Every night I go
Every night I go sneakin’ out the door
I lie a little more
Baby I’m a helpless
There’s something ’bout the night
And the way it hides all the things I like
Little black butterflies
Deep inside me

What would my mama do
[Uh oh, uh oh]
If she knew ’bout me and you
[Uh oh, uh oh]
What would my daddy say
[Uh oh, uh oh]
If he saw me hurt this way
Uh oh, uh oh

Günlerdir şu iki satır şarkı sözünün altına yazı yazabilmeyi bekliyorum. Aklımda gene çok şey var ama dilime düşemiyorlar. Bende vaz geçtim. 🙂 Vaz geçtim a dostlar. Sadece şu bastı bacağın sesine şapka çıkarıyorum ve postu burda bitiriyorum. 🙂 Lee Hayi, şapkadan hakkaten tavşan çıkabiliyormuş! 🙂

Bu hatunun sesine taktım. Devamı gelecektir. Bu hatundan Frank Sinatra dinlemek lazım. 🙂

ERGENLİK HAYRANLIKLARI… :)

2000 LERİN ERGENLİĞİ

2000li yıllarda ergen olup, İngilizce bilip de Justin Tımberlake’e hayran olmamak Ramazan’da pide yememek gibi bir şey. 🙂

Zat-ı şahane de pek parlakmış ya 🙂 Kendime bir geçit yaptım ve sevdiğim bütün şarkılarını dinledim. 🙂 Güzel bir mazi oldu. Sevenler, sevmeyenlar, Justin sayın okuyucular, Bana Nehirler Kadar Ağla … 🙂