İSTANBUL’DA YAŞAMAK VE YAŞAYAMAMAK

İSTANBUL’DA YAŞAMAK BİR DERT SANIRIM…

Son İstanbul gezimde ilk gün Emirgan’a gitmek istemiş ama trafik nedeni ile gidememiştim. Buna rağmen gitmekte inatçıydım ve tekrar düştüm İstanbul trafiğine. 😦 Üzülecek bir durum gerçekten. Tekrar toplu taşımadaydık, tekrar trafik vardı, tekrar bunaldık. Gideceğimiz yer 8 yada 9 km iken hiç bir yere gidememek, otobüsün sıkışıklığı, uf yazarken bile sıkıldım ya.

Daha fazla otobüsü çekemeyeceğime karar verince, içimden bir canavar çıkıp yakamı böğrümü yırtmadan hemen önce, cinnet getirmeme ramak kala kendimizi attık otobüsten. Otobüsten indiğimiz andan itibaren ruh halimiz tamamen değişti. 🙂 Hava çok güzeldi, manzara muhteşemdi, öyle olunca kendimizi güzel duygulara bıraktık…

İlk önce size Arnavutköy ile Ortaköy arasından bazı manzaralar sunuyorum. Şu evlerin manzarasına bakar mısınız? Kim bu evlerde yaşamak istemez ki. Kapılarını çalıp ” ee ben acıktım… ” demek istedim. 🙂

 

 

wpid-20150412_163025.jpg

Evler çok estetik değil mi? Nerede şimdi ki karaktersiz modern binalar, nerede buestetik ve kibar binalar. Aralarında dağlar kadar fark var.

 

 

wpid-20150412_163130.jpg

 

Arnavutköy’den Ortaköy’e yürüdükten sonra tabi ki meydanı gezmeden olmazdı, bu nedenle gezdik efem. 🙂 Gezerken gördüklerim güzel, insan kendi şehrinde de bu camilerden olsun, benzer güzellikler olsun istiyor gerçekten de.

wpid-20150412_183900.jpg

Ortaköy Camisi’nin altından kafamı kaldırıp kaldırıp camiye bakmayı durduramadım. Nerede eski camiler, nerede şimdi ki her yeri yeşil, modern camiler. Estetik diyorum, başka bir şey demiyorum.

wpid-20150412_191919.jpg

Ortaköy ile Beşiktaş arasında ise Çırağan Sarayı ve Beşiktaş iskelesi. Daha niceleri var aslında ama eski arkadaşlar birleşip güzel bir havada sohbet ederken fotoğraf çekmeyi kaçırmış olabilirim. 🙂 Maruz görünüz efendim.

wpid-20150412_194104.jpg

wpid-20150412_195546.jpg

 

Veee, son olarak tabi ki yemek, yemek, yemek. Gecenin bir vakti yazdığım için bu postu, yediklerimi hatırlayınca ağzımın suları aktı. 🙂 🙂 Gene de yazmaya devam edeceğim. Bodrum Mantı Cafe 🙂 Bak adını yazmam yetti mutlu olmama. 🙂 Tamamen şans eseri, açlıktan gözümüzün döndüğü bir anda ilk karşımıza gelen mantıcıya aslında çok da beklentim olmadan girmiştim. Yemek konusunda hassasımdır, ama o kadar açtım ki tek derdim doymaktı ve muhteşem bir şey oldu. 🙂

wpid-20150412_173915.jpg

Kızarmış mantı yedim, daha önce hiç yememiştim ve denemek istedim. Genelde o kadar açken böle maceralara girmem ama kısmet demek ki. 🙂 Arkadaş da klasik mantı yedi ve büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim ki kızarmışı bombaydı. 🙂 Arnavutköy’e giden herkese öneriyorum, hatta daha da ileriye gidip yapılması gereken listesine yerleştiriyorum. Fiyatlar tabi ki mekanın bulunduğu semt açısından biraz yüksek ama kesinlikle değiyor. Yemeğiniz biter bitmez aşşağıda ki “şey” geliyor. 🙂

wpid-20150412_172525.jpg

Şey diyorum çünkü tarif edemiyorum. 🙂 Kağıt helva arasında dondurma, üstüne yaban mersini sos. Ben kağıt helvalı dondurma sevmediğim halde, bayıldım.  Gidin anacım, gidin yiyin.

Yani yaz öncesi millet diyete sarmışken pek hoş olmadı tabi ki ama orada olanlar gitsin, başka şubelerine yakın olan varsa onlar da gitsin.  Ay bu fotoğrafın üstüne bir şey demeden kapatıyorum. 🙂 🙂 HAdi iyi diyetler…

DIYET ICIN LEZZETI SECENEKLER

Anladım ki stresliyken yazamıyorum. Bu arada yoğun stres yaşadığım için yazmadım, yazamadım. Bu araya diyet yemeklerimle ara vermek istiyorum. Aslında yazmak istediğim çok film ve kitap var ama diyetteyken insan yemek dışında bir şey düşünmekte zorlanıyor.!!

PRENSESİN KALBİ
Bu tatlıya prensesin kalbi adını verdim. Gercek adı prenses tatlısıdır ama ben silikon kalp tatli kabına koyunca adını revize etmek gerekti. 🙂 ;D

image

Bu hali ile bile cok güzel gözüküyordu, hele kokusu! 😉 Of hele o tencere dibindekiler. Günaha davet gibi… 😉 😉

image

Son hali bu. Bu kadar güzel olacağını aslında tahmin ediyordum. 😉 Ve okadar kolay ve kısa sürede yapılabiliyor ki, tavsiye etmeseydim ayıp olurdu. 😉 1 litre süt, 1 er su bardağı irmik ve toz şeker, 1 paket vanilyayı karıştırarak pişiriyor ve oda sıcaklığına gelince dolaba atıyorsun. İşte bu kadar. 😉 Sütlü tatlı olduğundan, hafif olduğundan diyet yaparken illa tatlı yemek isteyenlere birebir. 😉

ÇITIR EKMEKLI SALATA

image

Ekmekleri özellikle bayatlayanlarıtlar zar boyutunda kesip istedigin baharatlarla kızartıyorsun. Daha sonra rutin yaptığın slataya ekliyorsun. Salata artık daha eğlenceli oluyor. Salata neden eğlenceli olmalı! Diye sorabilirsin. İnan ki diyet yaparken bunun gibi ufacık detaylar bile heyecanı arttırabiliyor. 😉

image

Umarım diyet sonrası istediklerimi elde edebilirim. Ve burdan yazın gelmesi dolayısıyla kumsallarda salınacak olunması nedeni ile kilo vermeye çalışan kişilere selam olsun. 😉

ÇOCUKLUKTAN KALMA -1

Cocukluktan kalma saflığa, neşeye, iyiliğe ve tasasızlığa gene çocukluktan kalma tatlarla selam yollarim. 😉 😉 😉 SCOTTY beni çocukluğum, şokellanin evde yapildiği, anne- anneannelerin koca koca kazanlarda “bişi” yaptiği, çok şekercilerin var olduğu, yeni açılan yaralarımızı üfleyince acılarin geçtiği günlere ışınla. 😉  ;D

image

Ne güzel şeysin sen şemsiye çikolata. 😉 😉

KARIŞIK DUYGULAR İÇERSİNDEYİM…

KENDİME ŞAŞIRIYORUM!

Big’in ilk bölümünü izledim. Aslında çok da değişik bir konusu yok. Bedenlerde ki ruhun değişmesini ve bu değişikliğin neden olduğu sorunları anlatan bir dizi. Ama asıl bağlanacağımız nokta karakterlerin hikayeleri ve diziye katılmış olan komedi olacak gibi duruyor. Dramatik bir sahne çok çabuk komediye dönebiliyor. Dizi senaryosunu iki kız kardeş olup yaptıkları işe ince mizah katmaları ile bilinen, Hong Sisters olarak adlandırılan senaristler yazmış. 🙂 Yaptıkları işler şimdiye kadar hep güzel.

Gong Yoo’yu seviyorum. Fantastik hikayeleri de daima sevdim. Benzer ruh değişimi filmlerinin bir sürü versiyonunu izledim, izlerken de sıkıldığımı hatırlamıyorum. Romantik-komediyi de severim. Peki neden kafam karışık? 🙂 Kendime şaşırıyorum çünkü!

Gong Yoo’yu evlenmek üzere olduğu kadını sevmeyen ve suçluluk duygusundan evlenen bir adam olarak görmekten hoşlanmadım. Bu hoşnutsuzluğuma da oldukça güldüm. Ergen genç kızlar gibi. Bu adam senden kmlerce uzakta, tanışma şansın hiç yok, zaten tanışsan ne olacak? Adam seninle evlenecek değil ya, en fazla selam, naber der, gider. 🙂 Hem oyuncunun işi bu. Farklı karakterleri oynamak. Ama nasıl rahatsız oldum bu karakterden, anlatamam. Dizi bir an önce çekilsin, bu ağam paşam da kızı bu şekilde yanlış yönlendirdiği için pişman olsun, hatta bir de aşık olsun istiyorum. O salak kızda gurusuzca davranmasın istiyorum. 1. bölüm biteli 1 saat olmadı ama bu karışık duygular içersindeyim! Neden bir diziden bu kadar etkileniyorum? Başka işim mi yok? Evet şu anda yok. Yemeği fırına attım, pişmesini bekliyorum. 🙂

İlerleyen bölümlerde daha sakin ruh halleri ile görüşmek üzre. 🙂

GDO MU? YEMEZLER!!!

GDO YEMEYİNİZ EY TÜRK HALKI!..

Son çabalar, son ataklar. GDO istemediğimizi, yemeyeceğimizi duyurmamız lazım. Sağlıklı besinler istediğimizi anlatbilmemiz lazım. Bu nedenle …

spacer
Sevgili Amomavali,

Zamanımız azalıyor... Biyogüvenlik Kurulu, 9 yeni GDO’lu mısır türünün ithalatı için karar vermek üzere. Eğer onay verirlerse sırada doğrudan soframıza gelecek gıdalar var. Bunu engellemek için şimdi hemen “Yemezler” sayfanı, istersen profilinden, istersen de Facebook ve Twitter’da paylaş.

Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş

Kampanyayla bugüne kadar 200.000’in üzerinde insana ulaşmayı başardık. Bu sayede kimsenin görmezden gelemeyeceği bir kamuoyu baskısı oluşturduk. Senin gibi düşünen yüzbinlerce insanla birlikte soframızdaki GDO tehlikesini durdurabiliriz, durduracağız.

Kurul kararını vermeden önce daha da fazla insana ulaşmak için ne yapsak az... İşte bu yüzden şimdi her yerde, hiç durmadan “Yemezler” demeliyiz. Ne kadar çok insanı kampanyamıza katabilirsek, sesimiz o kadar gür çıkar. Bu kadar güçlü bir sese, kimse kulaklarını tıkayamaz.

“Yemezler” sayfanı paylaşmanın yanı sıra, senin için hazırladığımız aşağıdaki metni kopyalarak listendeki herkese mail olarak yollayabilirsin:

“Seninle çok önemli bir haberi paylaşmak istiyorum. Sağlığın üzerinde çok büyük zararları olabilecek GDO’lu gıdalar sofrana gelmek üzere. Bunu engellemek için imza kampanyasına katıldım. Sen de sağlığına sahip çıkmak için bu linke tıklayarak tepkini göster: http://www.yemezler.org/?ref=186132

Tehlike çok büyük ve çok yakın… Sağlığımızla oynamak isteyenlere ne kadar ciddi olduğumuzu göstermenin tam zamanı. Şimdi daha fazlası için harekete geç, geç kalma!

Hadi şimdi bir daha, tüm gücümüzle her yerde haykıralım: Yemezler!

Sevgiler,

Tarık Nejat Dinç
Tarık Nejat Dinç
Tarım ve GDO Kampanyası Sorumlusu

Not: Sevgili Amomavali, biliyorsun ki Greenpeace sadece bireysel destekleri kullanarak GDO’nun ülkemize girmesini engellemek için çalışıyor. Miktarı ne olursa olsun senin gibi bireylerin maddi katkılarıyla bu noktaya geldik. Buraya tıklayarak sen de maddi destekçilerimiz arasına katılabilir ve GDO tehlikesinden tamamen kurtulmamıza daha çok yardım edebilirsin.

spacer

 

ÇİN ERİŞTESİ…

BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ…

Bir varmış, bir yokmuş; karnı aç bir kadıncağız varmış. Karnı aç olduğu bilinmez bir zamanda kendine çin eriştesi yapmaya karar vermiş. Karar vermiş ama hiç çin eriştesi yapmışlığı yokmuş. E demiş kendi kendine, senin gibi başka kadınlarda vardır, resimini çek de yaz bari. 🙂

Erişteyi her yerde bulamadığından bir İzmir gezinde büyük ama kocaman bir marketten almış, adı Kipa’ymış. Uzun zaman önce aldığı ve buzdolabında uzun uzun süreler sakladığı erişteyi pişirmeye karar verince ağzı sulanmış 🙂  başlamış hazırlanmaya.

image

Önce erişteyi dolaptan çıkarmış. 🙂 Ardından tencerisine göz kararınca su koymuş.

image

Su dolu tencerisinin içine mantarı çok sevdiğinden mantar koymuş, asya eriştesine yakıştığını bildiğinden mısır ve bezelye koymuş, evde bol olduğundan da pırasa koymuş, şöle bir bakmış tencereye üstüne birde halka doğranmış soğan ları eklemiş.

image

Tencere kaynayınca, kaynana çatlayınca, karnı iyice acıkınca paketten kare şeklinde çıkan erişte yumaklarını suya atmış.

image

Radyonun sesinin açmış, elinde tahta kaşık kendini cadı sanmış ve dünyayı ele geçirmek isteyen kötü karakterler gibi basmış kahkahayı. Kötü kahkasını beğenince bir de göbek atmış. Yemek yapmak bir iş olmaktan çıkmış. 🙂

Tencere fokurdadıkça, salyalar çoğaldıkça, mide arsızlaştıkça açlık dayanılmaz olmuş. Tencere başında beklemiş kadıncağız, beklemiş de beklemiş. Hadi demiş erişteye, pişsene. Pişip miğdeme girsene. Öldüm açlıktan.

Erişte, zavallım, var oluş amacı birini doyurmak olduğundan, kaynayan suyun acısı ile cevap vermiş. Piştim, piştim, lezzetlendim, dünyanın en güzel yemeği oldum. Açsın diye değil ama çok lezzetli oldum gerçekten. Beni yemesen mi? Saklasan mı biraz?

Çok açmış kadıncağız, piştiğini anlayınca eriştenin diğer söylediklerini dünlememiş. Kurtarmak için erişteyi kaynayan suyun azabından hemen kocamaaan bir tabağa almış. 🙂

image

Salatası, içeceği, çubukları hazır olan kadın kurulmuş salona; yemişte yemiş erişteyi. Erişte ilk lokmalarda oldukça lezettliyken gittikçe ağırlaşmış. Kendi köyünce açılan makarnalardan farkı kalmamış. Kadın küsmüş Çin eriştesine, bana yalan söyledin demiş, güzel görünüyorsun, güzel kokuyorsun ama Kore eriştesi senden çok daha lezzetli. Yapmam bir daha seni.

Erişte biraz hüzünlü biraz sinirli sen yapamadın beni demiş, ben diğer eriştelere benzemem ki. Kadıncağız da haklısın demiş, ben belki de bilemedim seni yapmayı, ama bir daha denemem. İyi yapanı varsa yerim ama pişirmeye kalkışmam. Erişte ile kadıncağız yollarını böylelikle ayırmışlar, tekrar karşılaşıp karşılaşmayacaklarını bilmeden.

Bu söylentiyi o akşamın bulaşıklarından, masaya gelen içeceklerden duyan Japon eriştesi küsmüş kadına. İlk ben seçilmeliydim diye düşünöüş kendi kendine. Kendi kendine düşünmek yetmemiş, buzdolabı her açılışında kadına surat yapmış, söylenmiş. Kadıncağız Japon eriştesinin sitemini anlayınca söz vermiş. Erişteyi biraz özlemeliyim, yoksa tadını çıkaramam ama ilk seni yapacağım demiş, Japon eriştesi sakince selamlamış kadını, arigatoo demiş. Kadın gülmüş sadece, ben diye düşünmüş kendi kendine erişteyle mi konuşuyorum gerçekten yoksa kafayı mı yiyorum? Kendini  sıkıcı düşüncelere bırakmamış ve erişteyi geri selamlamış, oyasumi nasai. 🙂

PAZARTESİ AKŞAMI…

KAĞIT KEBABI VE ÇİRKİNLER…

Kendimi bulaşık makinası gibi hissetmeye başladım. Sabah, akşam, herdaim bulaşık yıkıyorum. Bitmiyor arkadaş! Dün akşam hem yemek yaptım, hem bulaşık yıkadım. 🙂 Çok yoruldum ya. Hala yorgunum hatta ve de biraz gerginim!

Yemeğiimn fotoğrafına baktıkça gevşiyorum gerçi. 26 yaşındayım ve toplam 5 kere köfte yapmamışımdır. Annemden tarifleri aldım ve başladım yoğurmaya. 🙂 Pişirme kağıtlarının içine havuç, patates, soğan ve ikişer tane köfte koydum, saldım fırına.  Meyhane pilavı ve mükemmel bir salata sonrasında çok ama çok güzel bir yemek yedim. Tek eksiğim tatlıydı. Okadar kaloride sonra tatlıyı gözüm yemedi. 🙂 Herkese ama herkese, en çok da kendime bu kadar lezzetli ve bu kadar huzurlu öğünler diliyorum. 🙂

Yemeği yedikten ve bir posta bulaşık daha yıkadıktan sonra kitap yurdunda, daha önce e book olarak ingilizcesini okuduğum ve bayıldığım Çirkinler serisinin siparişini verdim, sepetime Prag Mezarlığı’nı ekledim, arkadaşların da kitaplarını ekledim. Toplamda 9 kitap siparişi verdim. Gelmesini dört gözle bekliyorum. Çirkinler ile ilgili daha önce yazmıştım, elime gelsinler bir daha yazarım. Scott Westerfeld’i okumayan herkese öneriyorum.