Yoo’lu Running Manlere…

Running Man’i Sevmek İçin Bir Neden Daha

Running Man’i çok uzun zamandır izliyorum. Programı keşfettiğimde sanırım 22 ya da 23. bölüm yeni yayınlanmıştı. Hastaydım o zamanlar ve de raporlu ve de evde. Yapacak bir şey yok, dikişim var, yatmaktan başka seçenek yok. İnternette gezerken gözüme bu program çarptı, bu ne ki diyerek bir bölüm izledim ve artık bırakamıyorum. Her Pazartesi İngilizce alt yazısı ile birlikte izlemekteyim. Türkçe alt yazı yok, sanırım pek bilinen ya da takip edilen bir program değil. Bense tam bir Running Man fanatiğiyim. Bölümlerini tekrar tekrar bile izledim. Kahkahalarımı durduramıyorum resmen! Ev arkadaşım hatta, moralim bozuk olduğunda, yıldızım düşük olduğunda, gergin olduğumda ” Amomavali, Running Man mi izlesen acaba?” diyor. 🙂 Zaman zaman benimle izlemeye çalıştı ama olmadı, kendini kaptıramadı, ben kahkahalar atarken o boş boş baktı. Böle olunca acaba ben mi komik buluyorum sadece dedim ama yok bacım, komikler işte.

running man

Bak araştırdım şimdi Türkçe altyazılı olan yerler varmış. 🙂 Pek çok sevindim. İzlemeyenleri, bilmeyenleri artık bu hatadan vazgeçip bilmeye davet ediyorum. 🙂

Running-Man-800x450Bukadar komik olmanın, izlenir olmanın ve senelerdir devam eden bir T.V. programı olmanın yanında bir de konuk Gong Yoo olursa, dadından yinmez gari.

🙂 175. bölüm süperdi. Gülmekten ev arkadaşımı uyandıracağım sandım. 🙂 O kadar.  🙂 Tek bir dileğim var, Acun bu programı fark etmesin ve aynı formatla yayınlamaya çalışmasın. Yapmasın böle bir şeyi.

Reklamlar

RUNNING MAN GON YOO İLE BİRLEŞİRSE…

UZUN ZAMAN SONRA KİMİN HATRI İÇİN?

Çok uzun zamandır bir şey yazmıyorum. İçimden gelmiyor sadece. Arada ya bunu yazsam mı diye düşünmedim değil, düşündüm ama sadece düşünme aşamasında kaldım. 🙂  Gon Yoo’yu Running Man 175. Bölümde görene kadar. 🙂 Running Man benim için enerji ve mutluluk kaynağı, üstüne bir de Gong eklenince, gel de izleme. Pazartesiyi bekliyorum anacım, İngilizce altyazıları anca çıkmış oluyor. Bu nedenle bu geç saatte sadece bölüm fragmanı ile idare edeceğiz.

Bak şimdi bir daha izledim ve içime bir mutluluk yayıldı. 🙂

Bu vesileyle de yazmaya tekrar başlamış oldum. 🙂 🙂

Herkese donsuz geceler…

KARIŞIK DUYGULAR İÇERSİNDEYİM…

KENDİME ŞAŞIRIYORUM!

Big’in ilk bölümünü izledim. Aslında çok da değişik bir konusu yok. Bedenlerde ki ruhun değişmesini ve bu değişikliğin neden olduğu sorunları anlatan bir dizi. Ama asıl bağlanacağımız nokta karakterlerin hikayeleri ve diziye katılmış olan komedi olacak gibi duruyor. Dramatik bir sahne çok çabuk komediye dönebiliyor. Dizi senaryosunu iki kız kardeş olup yaptıkları işe ince mizah katmaları ile bilinen, Hong Sisters olarak adlandırılan senaristler yazmış. 🙂 Yaptıkları işler şimdiye kadar hep güzel.

Gong Yoo’yu seviyorum. Fantastik hikayeleri de daima sevdim. Benzer ruh değişimi filmlerinin bir sürü versiyonunu izledim, izlerken de sıkıldığımı hatırlamıyorum. Romantik-komediyi de severim. Peki neden kafam karışık? 🙂 Kendime şaşırıyorum çünkü!

Gong Yoo’yu evlenmek üzere olduğu kadını sevmeyen ve suçluluk duygusundan evlenen bir adam olarak görmekten hoşlanmadım. Bu hoşnutsuzluğuma da oldukça güldüm. Ergen genç kızlar gibi. Bu adam senden kmlerce uzakta, tanışma şansın hiç yok, zaten tanışsan ne olacak? Adam seninle evlenecek değil ya, en fazla selam, naber der, gider. 🙂 Hem oyuncunun işi bu. Farklı karakterleri oynamak. Ama nasıl rahatsız oldum bu karakterden, anlatamam. Dizi bir an önce çekilsin, bu ağam paşam da kızı bu şekilde yanlış yönlendirdiği için pişman olsun, hatta bir de aşık olsun istiyorum. O salak kızda gurusuzca davranmasın istiyorum. 1. bölüm biteli 1 saat olmadı ama bu karışık duygular içersindeyim! Neden bir diziden bu kadar etkileniyorum? Başka işim mi yok? Evet şu anda yok. Yemeği fırına attım, pişmesini bekliyorum. 🙂

İlerleyen bölümlerde daha sakin ruh halleri ile görüşmek üzre. 🙂

BU GÜN PAZARTESİ, YOO :)

PAZARTESİ SENDROMUNA ÇARE OLABİLİR Mİ? OLABİLİR. 🙂

Pazartesileri sevmiyorum, yataktan kalmak çok zor oluyor. Yataklı hizmet veren bir yerde çalıştığımdan haftasonu çok birikmiş iş oluyor. Pazartesi yoğunluktan ve can sıkıntısından bazen tuvalete bile gidemiyorum. Ama değişmeye çalışıyorum. Arada mola vermeye çalışıyorum, rahatlamaya çalışıyorum. Bütün bunlar için farklı yöntemler buluyorum. bu da yeni yöntemim. 🙂 🙂

Pazartesiye Gong YOO ile başlarsan hafta nasıl geçer? Yılbaşında ki mantığı buraya uyarlıyabilir miyiz? Hafta nasıl başlarsa öle geçer? 🙂

Big isimli dizinin ilk trailerı. 🙂 Ben konusunu dahi okumadım daha. Okuyasım yok. Yaşayarak öğrenelim istiyorum. 🙂 Ama başrolde kısa saçlı ve salaş bir kız görmeseydik ,birkez daha, daha iyi olabilirdi. Ama YOO’nun bu klişeyi görünmez hale getireceğine inanıyorum. 🙂 🙂 😀

COME RAIN COME SHINE

YAĞMUR YAĞANDA; GÜNEŞ AÇANDA

HOUSTON, WE HAVE A PROBLEM! HOUSTON, *OKU YEDİK OLUM!!!

Garip bir film izledim ahali! Bu nedenle çift başlık atma gereği hissettim. Filmi bitirdiğimde aklıma gelen ilk cümle Houston, we have a problem idi. Filmi arkadaşıma anlatırken ise filmle ilgili ilk cümlem filmin adının bende uyandırdığı ilk çağrışımdı.

‘Houston, we have a problem.’ cümlesi Apollon 13 filmi nedeni ile bir çok kişi tarafından yanlış bilinen, artık yanlış bilinmesine rağmen içinde mizah barındıran ve bir sorun olduğunu belirten bir cümledir. AslıSwigert: ‘Okay, Houston, we’ve had a problem here.’
Houston: ‘This is Houston. Say again please.’
Lovell: ‘Houston, we’ve had a problem. We’ve had a main B bus undervolt.’ şeklindedir, Houston’da telsizin başında ki adam olsa gerek. 🙂 Benim için Houston, we have a problem cümlesi garip olayları betimler. 🙂 İşte bu filmde o garip olaylardan biri. 

Annemle bir şehrin bir alışveriş merkezindeyken bir zamanlar bana ‘ Amomavali, çok garip bir şey yaşadım.’ demişti. İşte Houston o anda yanımızdaydı ve bir problemimiz vardı. 🙂 Bu film için kendime tanımlayıcı, tanıtıcı bir yazı yazacak olsam bu tek cümle yeterli olabilir.

Film 5 yıllık evli bir çiftin ayrılığını, birbirlerinden ayrılırken işleri ne kadar yavaştan aldıklarını ve anıları ile vedalaşma sürecini anlatan garip bir film.

Eşini aldatan bir kadın ile, siniri bir şeyi değiştirmeyecekse sinirlenmeyen, sakin ve olunabilenin doruklarında gentilmen bir adamın sorunsuz ayrılıklarının fısıltısını konu alan 2011 yapımı Come Rain; Come Shine, izlerken seni sıkıyormuş gibi olan fakat seyirciyi elinden kaçırmayan, evli bir çiftin günlük hayatından uzak olmayan, esas adamın yakışıklı, sexy ve zengin 3’ü bir arada olmadığı, çiftin önce birbirlerinden hoşlanmayıp sonra ölesiye aşık oldukları rutine girmeyen, sıradan işleri anlatırken sıradan ve bayağı olmayan garip bir film.

İsminden de anlaşılacağı üzre film yağmur temasını taşıyor. Eşini aldattığını vea yrılmak istediğini belirten kadın evde eşyalarını toplamaktadır ve gidecektir. Yağmur yağdığından gidişi ertelemek zorunda kalır. Biz de çiftin son gününe şahitlik ederiz.

Kendisini aldatan karısının eşyalarını toplamasına yardımcı olan bu garip adam zaman zaman laf sokarak, zaman zaman ise sadece susarak insanı düşüncelere daldırır. Bu karakteri olgunluğu ve dolu cümleleri için, sakinliği için, hatıralarına veda edişindeki samimiyet için, rahatsız edici olmayışı için ve aslında sevgi dolu, yürekten seven bir adam havası yarattığı için sevsemde, sevdiği kadın için çaba sarf etmeyen erkeklerden haz etmiyorum.

Film çiftin arabada günlük konuşması ile başlarken, çiftin aynı evde farklı yerlerde hayatın iyi olacağına dair kendilerini cesaretlendirmesi ile sonlanıyor. Film ilişkileri abartarak anlatmamaış, hatta gayet olduğu gibi anlatmış. 5 yıllık evli bir çift, kadın adamı aldatmış, adam kadını hala seviyor, çiftin çift olarak alışkanlıkları var, beraber bir hayatları var, buna rağmen adam kadına ‘Gitme.’ diyemiyor.

Günlük hayatımızı, olduğu kadar yavaş anlatabilen, dakikalarca araba yolculunda olan b,r çiftin sohbetini aktaran, bir sürü karakter barındırmayan, bir evin farklı katlarında çekilen fakat çekim yeri olarak kısıtlı olsada yanal ışık oyunları ve hatta karanlığı çok iyi kullanabilen, merdivenlerin dokusu ile sahneyi süsleyebilen bir film Come Rain, Come Shine .

Filmin başarılı olduğunu düşünüyorum. Oyuncu koltuğunda  Hyun Bin ve İm Soo Jung’u barındırmasına rağmen oyuncular üzerinden izleyici toplamak gibi bir tasası yok gibi. Aman bak Hyun var burada, sırtıda pek güzelmiş, dur bir de duşta çekelim, bu hatun da pek dişi, çatalını gösterelim, iki kıvırsın, a bir dakka bir de bunları uzun zuzun öpüştürelim gibi davranış biçimleri yok filmin.  Oyuncuların yüzlerini bile sık ve aydınlık görmüyoruz. 🙂

Hani bir koku duyduğunda ya da bir şey tattığında böyle için bir hoş olur, geçmişi hatılarsın ama ne olduğunu bilemezsin., gene de bu tat hoşuna gider, yüzüne bir gülümseme ya da hüzün getirir. İşte bu film tam olarak o tatta.  Filmi tekrar izlerim, hatta bayıla bayıla. 🙂

Filmin zaten 4 tane olan oyuncularından biri olan başrol oyuncusu İm Soo Jung şanslı bir kadın. 🙂 Rol arkadaşlarının içinde Bi Rain ( I’a am Cyborg But That’s ok!), Hyun Bin ( Come Rain, Come Shine),  So Ji Sub (Misa), Gong Yoo (Finding Mr. Destiny) var.  🙂